Ozgur Uckan - Bilgi, Toplum, Iktidar

67 %
33 %
Information about Ozgur Uckan - Bilgi, Toplum, Iktidar
Technology

Published on May 22, 2009

Author: requin

Source: slideshare.net

Description

Dr. Ozgur Uckan'in Yapi Kredi Kultur Toplantilari dizisinde 26.042007 tarihinde yaptigi sunum: Bilgi toplumu, bilgi ekonomisi ve bilim-teknoloji politikalarinin Turkiye'nin surdurulebilir kalkınmasi acisindan tasidigi onem ve mevcut olumsuz duzenlemelerin yarattigi sorunlar...

Bilgi, Toplum, İktidar

İletişim / Topluluk / Ağ “Topluluk (Community) ve İletişim (Communication) sözcükleri aynı köke sahiptir. Bir iletişim ağı kurduğunuz her yerde bir topluluk da kurarsınız ve ne zaman bu ağı yıkarsanız –yasadışı ilan ederseniz, çökertirseniz ya da erişilemeyecek kadar pahalı kılarsanız-, topluluğu da incitmiş olursunuz…” Bruce Strerling, “The Hacker Crackdown”

Teknoloji nötr “Net hakkında hala coşkuluyuz, tıpkı Walt Whitman’ın trenler ve telgraf hakkında duyduğu coşku gibi. O trenlerin ve telgrafın bizi birleştireceğini, bizden bir topluluk yaratacağını düşünüyordu. Trenlerin bir gün toplama kamplarına da gideceğini öngöremezdi elbette.” Andrei Codresku

Teknolojik hayat Teknoloji hayatı daha yaşanabilir kılabileceği gibi, cehenneme de dönüştürebilir. Teknolojik hız, insani algı, mobil enformasyon yönetimi ve her biri kendi atalet gettosuna kapatılmış bireyler, iktidar ve çatışma networkleri…

Teknoloji / Simülasyon Savaş, sömürü, denetim, vahşet, yıkım, terör, bireylerin ataleti sayesinde gündelik yaşamı kaplayan bir sahne sisi gibi gerçekliğin yerini alan bir simülasyon evreni yaratabilir… Teknoloji, anlamı kendinde saklı bir nihai hedef değildir. Teknoloji, “araç”tır. Peki ya bilgi ?

Bilginin paylaşımı Bilgi özgürleştirir. Ama sadece paylaşılan bilgi özgürdür… Yönetimi katılıma kapalı bilgi, toplumu pazar, bireyi köle yapar…

Demokratik Teknoloji Teknoloji, nötr… (Tıpkı trenler gibi… Trenler aşıkları da buluşturur, toplama kamplarına da gider.) Ama, herkesin erişimine açık, bilginin adil paylaşımı ve özgür dolaşımına dayanan demokratik teknoloji kullanımı, ekonomik ve insani kalkınma için verimli bir fırsatlar tarlası olabilir…

Bilgi Ekonomisi, Bilgi Toplumu ve Hukuksal Altyapı

Bilgi Ekonomisi, Bilgi Toplumu ve Hukuksal Altyapı

Bilgi Ekonomisi, Bilgi Toplumu ve Hukuksal Altyapı

Bilgi ve iletişimin denetlenmesi İnternet, quot;küreselquot;, quot;gayri-merkeziquot;, quot;açıkquot;, quot;sınırsızquot;, quot;etkileşimliquot;, quot;kullanıcı-denetimliquot; ve quot;altyapıdan-bağımsız”... Bu bizim “kültürümüze” aykırı! Büyük harfli bir “Merkez” kurulmalı ve bu başıbozuk ortama “düzen” getirmeli! Her iktidar, uyruklarının bilgiye erişimini ve aralarındaki iletişimi denetlemeyi ve böylece kendisine bir gül bahçesi kurmayı hayal eder. Ama bilgi iktidardan kaçar. Merkezi olmayan ağlar üzerinde dolaşan bilgiyi zaptetmenin imkanı yoktur. Ancak iktidar merkezi otoritesi hakkında da hayal görüyorsa, kendini gül bahçesinde sanmaya devam edecektir. Ta ki, bilgi dikenleri her yanına batana kadar...

Peki ya Türkiye? Her ne kadar başarısız olmaya mahkumsa da, iktidar bilgi ve iletişimi denetlemeye çalışırken meşruiyetini ortak faydasını gözetmesinden aldığı topluma ciddi zararlar verir. İşte Türkiye’de bunu yaşıyoruz. Hükümet ve devlet mekanizması, temel topluluk hakkımız olan bilgiye erişim ve iletişim hakkımıza göz dikiyor; özgürlüğümüze ve refahımıza zarar veriyor. Bilginin küresel dolaşımına entegre olmamızı ve özgürce iletişimde bulunmamızı engellemeye teşebbüs ederek geleceğimizi karartıyor. Türkiye’de kanunlaştırma sürecinin hukuk devleti ilke ve kurallarına aykırılığı göz önünde tutulursa, fena halde zaman kaybedeceğiz demektir. Toplum olarak topluluk haklarımızı korumamız meşru. Sadece bilişim STK’larının değil, toplumun her örgütlü kesiminin görevi bu. Geleceğimiz iktidarın değil, bizim elimizde...

Ve Türkiye… Devletin bilgi toplumu stratejisini mekanik e-devlet projelerinden ibaret görme saplantısı mantıksal sonuçlarından birini daha verdi. Ulaştırma Bakanlığı’nın “elektronik ortamda işlenen suçların önlenmesi” ile ilgili tasarısı, internet içeriğinin izlenmesi, denetlenmesi ve sansür edilmesi için yeni bir “e-devlet hizmeti” öngörüyor! Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde “Bilişim Güvenliği Başkanlığı” kuruluyor. Bilgiyi kendi malı kabul eden devlet, kulları arasındaki iletişimi denetlemeyi de hak olarak görür tabii. Hükümetin iftihar ettiği e- devlet atılımı, “e-polis devleti”ne doğru evriliyor!

Ve Türkiye… “Hukuk devleti”, pratik olarak hukukun yurttaşlar lehine ve devlete rağmen üstün kılınmasıdır. Çünkü devletler, her zaman ve her yerde “düzenleme”den “denetleme”yi anlarlar ve “güvenlik” ile “hak ve özgürlükler” arasındaki dengenin teminatı hukuk devleti ilke ve kuralları çerçevesinde ancak yurttaş inisiyatifleri ve sivil toplum girişimleri ile sağlanır. Bu inisiyatifin şu ya da bu nedenlerle engellendiği, baskı altına alındığı ve yıldırıldığı durumlar, Çin’de olduğu gibi, “devlet güvenliği” gerekçesiyle bir elektronik foruma mesaj yollamanın ölüm cezasıyla tehdit edildiği “düzenleyici mevzuat”larla sonuçlanabilir. Bu aşırı bir örnek sayılabilir, ancak mantık her zaman sonucuna ulaşma eğilimindedir. Denetleme ABD ya da AB’de olduğu gibi “çocuk pornografisi” ve “ırkçı söylemler”in denetlenmesi maskesiyle başlar, giderek tüm iletişimin denetlenmesi ve sansür edilmesi çabalarıyla sonuçlanır. Türkiye’de yaşanan da tam olarak bu!

Çocuk pornosu, internet, hukuk ve ikiyüzlülük Türkiye çocuk emeğini sömürme bakımından dünya dördüncüsü. Çocuk tutukluların sayısında büyük artış var. Çocukların yüzde 72'si anababa, yüzde 22'si öğretmen dayağı yiyor. Her üç çocuktan biri istismara uğruyor. Kızlar çocuk yaşta evlendiriliyor. Pedofili atasözlerimize sızmış. Bunların hepsinin sorumlusu da internet, öyle mi? Bu ne ikiyüzlülük! “Çocuk pornografisi” işin bahanesi. Hükümet bu konuda ciddi olsaydı, 2001’den beri çocuk pornografisine yönelik ek protokolü imzalamamakta ayak diremez veya on yıl önce imzalanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirirdi. Hükümet bu “verimli” bahaneyi kullanarak iletişim ve ifade özgürlüğünü kısıtlamayı, denetim ve sansürü meşrulaştırmayı amaçlıyor. Bugün müstehcenlik, yarın kumar derken, her türlü muhalif içeriğin sansür edilmesinin yolu açılıyor. Nitekim tasarının “zararlı içerik” tanımı ve 301 dâhil olmak üzere referans olarak verilen TCK maddeleri bunu açıkça gösteriyor.

“Ulusal” bilgi güvenliği “Ulusal Bilgi Güvenliği Teşkilatı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı” TBMM gündemine sunuluyor. “Bilgi güvenliği”, tanımı gereği bilginin gizliliği, bütünlüğü ve ulaşılabilirliği ihlal edilmeden serbestçe dolaşımının sağlanabilmesidir. Bu bağlamda, “bilgi güvenliği”, “bilgi özgürlüğü” ve “mahremiyet” kavramları iç içe geçmiştir. Bir hukuk devletinde, bilgi güvenliği, özellikle de hassas olarak nitelendirilen kamu bilgilerinin güvenliğinin sağlanması, kamu bilgilerine erişim özgürlüğü ile ilgili hukuki düzenlemelerle dengelenmezse, ifade ve iletişim özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler ciddi bir tehdit altında kalacaktır. Aynı şekilde, bilgi güvenliği ile ilişkili düzenlemeler “kişisel verilerin korunması” yasası ile dengelenmezse anayasal mahremiyet hakkımız çiğnenecektir. “Bilgi edinme hakkı” yasasının işlerlik durumu ortada. Kişisel verilerle ilgili henüz düzenleme yapılmadı. Tasarıda elektronik imza yasası ile çelişen hususlar var. Bu alanlarla etkileşime girmeden kanun yapar, neyin “ulusal bilgi”, neyin “devlet sırrı”, neyin kişisel ya da ticari veri olduğuna karar verecek kadir-i mutlak bir “Ulusal Bilgi Güvenliği Kurumu” tesis etmeye kalkarsanız bu karmaşanın bedeli gerçekten çok ağır olur.

İçine kapanan ülke Türkiye bir süredir giderek içine kapanan bir ülke portresi çiziyor. Toplumsal gündem geleceğimizin yaratılmasına değil, bölünme paranoyasına, kimlik bunalımlarına, yabancı düşmanlığına, otorite arayışına, ideolojik çatışmalara, etnik kamplaşmaya, milliyetçi hezeyanlara teslim olmuş durumda. Ekim 2005’te AB müzakere sürecinin kesintiye uğramasıyla başlayan bu içe kapanma, Kuzey Irak’ta gelişen konjonktür, Şemdinli olayları, 301. madde ve hukukun erozyonu, Hrant Dink cinayeti, Malatya vahşeti, Nokta dergisinin kapanması ve her iki taraf için de demokrasi ayıbı olan son Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi birbiriyle bağlantılı adımlarla derinleşiyor. Bu karanlık, ülkenin hemen hemen tüm hayati sorunlarıyla ilgili mevcut politikasızlık zafiyetiyle birleşince, ortalık sansürcü yasa tasarılarından, otoriter kurumsallaşma planlarından, merkeziyetçi yönetim hayallerinden geçilmiyor. Türkiye artık Suudi Arabistan, Çin, Kuzey Kore gibi ülkelerle aynı kampta anılıyor. “Hukuk devleti” bir yanılsamadan ibaret. Demokratik bir ülke olmadığımız ve iktidar kimde olursa olsun devlet mekanizmasının demokratikleşmeye tahammülünün olmadığı açık.

İçine kapanan ülke Böyle bir ortamda bilgi toplumundan, bilgi ekonomisinden, inovasyondan, ulusal rekabet avantajı yaratmaktan ve geleceği yönetmekten söz etmek zor elbette. Daha doğrusu, bu konuları ülkenin demokrasi krizinden soyutlayarak ele almak artık imkansız. Türkiye’de baskın yönetim eğilimi, her zaman kalkınma ve demokrasiyi birbirinden soyutlamaya, ekonomiyi siyasetten koparmaya, politika ve stratejiyi taktik akıla indirgemeye ve konjonktürün dönme dolabında günü kurtarmaya çalıştı. Bu yöntem işlemiyor ve mevcut küresel bağlamda işlemesine de imkan yok. Şimdi bu yönetsel hayal kırıklığının en tehlikeli evresini yaşıyoruz: ülkeyi içine kapatıp, her türlü aykırı sesi baskı ve şiddetle susturup, kitlesel paranoyaları tetikleyerek yönetme hayali kurmak… Küresel konjonktür bu “yönetimi” gerçekten de hayali kılacağı için de, ortaya çıkan yönetsel boşluğu kimlerin dolduracağı öngörülebilir. Bağımsızlığın ve egemenliğin kaybı asıl böyle başlar: hayali iktidarını kendi halkıyla paylaşmaktan başka korkusu olmayan iktidarsızların ülkenin yönetimini küresel askeri-endüstriyel güç odaklarına bırakmasıyla… “Rejim” değil ama ülke gerçekten de “ağır bir tehdit” altında. Ama tehdit algımız yanlış. Geleceğimizi ipotek altına alan asıl tehdit, kitlesel ataletimiz ve ezeli ergenliğimizle besleyip büyüttüğümüz otoriter baba figürünün ta kendisi…

2023’te nasıl bir cumhuriyet? 2023 bizim için “sihirli” bir sayı. Gelecek vizyonu deyince bu tarihten öteye pek geçemiyoruz. Yüzyıllık cumhuriyet neye benzeyecek acaba? 2023’te nasıl bir “Cumhuriyet” bekliyoruz? Peki, bizi nasıl bir cumhuriyet bekliyor? Genç nüfusunun hakkını veren ve ona güvenen, yani gençlerin yaratıcı, yetenekli ve bilgili bireyler olarak yetişmesini sağlayan; yenilikçi bir bilgi dinamiğiyle oluşturulan ve adilce paylaşılan bir refahı sürekli rekabet avantajı yaratmak için kullanan; istikrarla büyüyen; hayati konularda en geniş uzlaşıyla politika ve strateji üretebilen; katılımcı, paylaşımcı, eşitlikçi, demokratik bir kalkınma ivmesini sürdürülebilir kılmış; bilgi ekonomisini kurmuş ve bilgi toplumuna dönüşmüş; tam bağımsız bir “küresel oyuncu” mu? Yoksa mevcut atalet, politikasızlık ve ufuksuzluğun mantıksal sonucu olan bir “distopya” mı? Distopya, mevcudun alternatifi ütopyanın tersine, hakim olan durumun mantıksal sonuçlarında yaratacağı içine kapanmış, bükülmüş dünyayı ifade eder. Bizi bekleyen cumhuriyet bu bükülmüş dünya mı? Pazar olmakla hayatta kalan, kaderini belirlemekten aciz bir “küresel oyuncak” mı?

2023’te nasıl bir cumhuriyet? Cumhuriyetin geleceği bir “ulusal irade” konusudur. Ama bu irade bizi yönetmeye çalışanların sandığı gibi soyut, bir tür “milli magma” olan bir ulusun “ulvi” iradesi değil, ulusu oluşturan tüm kesimlerin katılımı ve paylaşımıyla, yani ortak aklıyla uzlaşarak üretilen ve sıçramaları gerçekleştirmek için onsuz edilemez somut iradedir. Türkiye hayati bir karar anı yaşıyor. Ekonomi, sosyal yapı ve kültür eksenlerinde akan enerjinin entegre, senkronize ve koordine atılımıyla, tıpkı 1923’teki gibi ulusal bir sıçrama hareketine ihtiyacımız var. 2023 çok geç olabilir…

Zarar verme! Bilgi Teknolojisi ve İnovasyon Vakfı ABD politika yapıcılarını “dijital refah” konusunda uyaran bir rapor yayınladı ( http://www.itif.org/index.php?id=34). Rapor BT bakımından devletin politika önceliklerini şöyle konumluyor: •  “dijital ekonomiye hak ettiğini ver” (BT’yi ekonomi politikalarının odağına yerleştir); •  “dijital inovasyonu ve ekonomik sektörlerin dönüşümünü etkin bir şekilde teşvik et” (anahtar sektörlerde BT alanında inovasyon ve ar- ge’yi destekle); •  “vergi yasalarını BT yatırımlarını tetiklemek için kullan” (BT’nin verimlilik üzerinde yaptığı etkiyi göze alarak vergi seçimini doğru yap); •  “dijital okuryazarlık ve ve dijital teknoloji uyumunu cesaretlendir” (yurttaşların dijital ekonomiye katılımını artır ve bunu sivil toplumla birlikte yap); •  “zarar verme” (dijital büyüme makinesini yavaşlatacak olumsuz düzenlemelerden kaçın)…

Zarar verme! Rapor, ABD ekonomisindeki gelişmenin dinamiğini BT’nin sağladığını, ancak mevcut ABD yönetiminin bunun farkında değilmiş gibi davrandığını ve önceliği başka konulara verdiğine dikkat çekiyor. Bizim politika yapıcılarımız en azında bu konuda ABD’yi yakaladıklarını düşünebilirler. Ne yazık ki ekonomimiz ABD düzeyinde değil! Orada ekonominin büyüklüğü ve küresel payı nedeniyle güçlenen dinamizmi “politikaya rağmen” BT etkisini hayata geçirebiliyor. Bizim politika yapıcılarımız toraman bir yumurcakla değil de kuvözdeki bir bebekle uğraştıklarının farkındalar mı acaba? ABD’deki hemcinsleri kadar küresel hırslara sahip olamasalar da, coğrafyaları içine kapatma hayali kurdukları bir Türkiye ile sınırlı olsa da, öncelikleri bir o kadar ulvî… Kim takar BT’yi! Biz kendi yağımızla kavrulur, yağ yakan motorumuzla boğuluruz. Anladık, destek olmayacaksınız. Bari köstek de olmayın… BT sektörü de devletin kuyruğunu bıraksın artık. Dünyayla yüzleşsin, bağışıklık kazansın.

Peki, ne yapmalı? Tüm tarafların, yani hükümet, bürokrasi ve kamu sektörünün, özel sektör ve kuruluşlarının, emek örgütlerinin, akademinin, STKların ve inisiyatif gösteremeyen vatandaşın ne yapmaları gerekiyor? Öncelikle bu kesimlerin kendi kurumsal yapılarında merkezi güç yanılsamasından kurtulup, faaliyet alanlarına özgü bir yönetişim modelini uygulama niyetini göstermeleri gerekiyor ki, diğer taraflarla meşru bir paydaşlık ilişkisine girebilsinler. Sonra tümü etkin ve geniş bir uzlaşma çerçevesinde olmak üzere; şimdiye kadar şu ya da bu kesim tarafından üretilmiş ancak üzerinde uzlaşılamadığı için raf ömrünü doldurmuş politika, strateji, eylem planlarından kurtulup, öncelikli hedefleri konumlayan gerçek bir ulusal politika oluşturmaları; sonra bu politikayı küresel koşullara uyumlu bir yol haritasına dönüştürecek stratejiyi belirlemeleri; sonra farklı kesimler ve hedefler bağlamında ayrımlaştırılmış stratejik sürecin koordinasyon ve uygulama düzeneğini yönetişim temelinde ve meşru bir zeminde kurmaları; sonra strateji bağlamında önceliklendirilmiş projelerin hayata geçirilmesine yönelik eylem planını, fizibilite ve risk analizi çalışmalarıyla birlikte oluşturmaları; daha sonra, küresel, bölgesel ve ulusal koşulların değerlendirilmesi ve politika doğrultusunda projeksiyonlar yapılmasıyla bu sürecin denetlenmesi ve iyileştirilmesi için katılımcı bir üst yapıyı kurmaları; bununla da yetinmeyip, STK ve akademi katılımlı bağımsız izleme mekanizmaları kurgulamaları gerekiyor…

Nasıl? Bu sürecin atılıma dönüşmesinin koşulu, etkin katılım, şeffaf yönetim, adil paylaşım ve en geniş uzlaşma zemini… Yani bilgiyi ve iktidarı paylaşmadan, gerçek bir yönetişim düzenine geçmeden ülkenin geleceğini kuramazsınız. Yani, yeni bir “Ulusal Seferberlik”, bunun için de meşru ve bağlayıcı bir “Ulusal Sözleşme” gerekiyor!

Bilgi Ekonomisiyle kalkınma süreci

“Ulusal Sözleşme”

Ulusal Sözleşme hedefleri

Teşekkürler Özgür Uçkan

Add a comment

Related presentations

Presentación que realice en el Evento Nacional de Gobierno Abierto, realizado los ...

In this presentation we will describe our experience developing with a highly dyna...

Presentation to the LITA Forum 7th November 2014 Albuquerque, NM

Un recorrido por los cambios que nos generará el wearabletech en el futuro

Um paralelo entre as novidades & mercado em Wearable Computing e Tecnologias Assis...

Microsoft finally joins the smartwatch and fitness tracker game by introducing the...

Related pages

Özgür Uçkan » Sunumlar 2 - ozguruckan.com

Bilgi, Toplum, İktidar (Yapı Kredi Kültür Toplantıları, ... Ozgur Uckan – Bilgi, Toplum, Iktidar. View more Microsoft Word documents from Ozgur Uckan.
Read more

Özgür Uçkan » MAKALELER - ozguruckan.com

Ozgur Uckan-Bilgi Politikası ve Bilgi Ekonomisi: Verimlilik, ... devlet ve diğer iktidar odaklarının ise şeffaf olması gerektiğini savunan, ...
Read more

Ozgur Uckan-Bilgi Politikası ve Bilgi Ekonomisi ...

... sosyo-ekonomik hayat›n örgütlü kesimlerinin ve siyasi iktidar›n, ... Bilgi, insan ve toplum, ... Ozgur Uckan-Bilgi Politikası ve Bilgi ...
Read more

Dr. Özgür Uçkan ile Sansür Üzerine [Röportaj 1. Bölüm ...

Röportajlarımıza buradan ulaşabilirsiniz. 2012 yılının ilk röportajını İstanbul Bilgi Üniversitesi ... iktidar sansürcü ... bilgi toplum ...
Read more

özgür uçkan - ekşi sözlük - kutsal bilgi kaynağı

... bilgi üniversitesi ... iktidar aygıtı olmuştur ... de değil. uluslararası toplum tarafından mahkum edilmek de var ...
Read more

ÖZGÜR UÇKAN TAZ [temporary autonomous zone]: BİLGİ ...

Bilgi Ekonomisi, Bilgi Toplumu ve ... Dr. Ozgur Uckan teaches at Istanbul Bilgi University ... onu kullanmaya çalışan güç ve iktidar ...
Read more

Ozgur Uckan - HubSlide

Ozgur Uckan - Bilgi, Toplum, Iktidar Dr. Ozgur Uckan'in Yapi Kredi Kultur Toplantilari dizisinde... ...
Read more

Ozgur Uckan - kent - ag yonetisimi - HubSlide

Ozgur Uckan - kent - ag yonetisimi ...
Read more

YAŞAMDAN SÜZÜLENLER: BİLGİ,TOPLUM VE İKTİDAR

aynadan yansiyanlar;zamanla gelİŞen,ekler yapilan,gÜncellenen anlatimlar. 12 mart 2013 salı. bİlgİ,toplum ve İktİdar
Read more