Küreselleşme ve milliyetçilik

50 %
50 %
Information about Küreselleşme ve milliyetçilik
Education

Published on March 8, 2014

Author: yusufeertem

Source: slideshare.net

Description

Küreselleşme ve Milliyetçilik üzerine

Küreselleşme ve Milliyetçilik Özet Milliyetçilik çok yönlü ve karmaşık bir olgudur. Bu çok yönlülük hep farklı değerlendirmelere sebep olmuştur. Milliyetçiliklerin farklı kavranması, farklı millet anlayışlarınında şekillenmesini beraberinde getirmiştir. Bu farklı anlayışlar günümüz dünyasında belirgin bir şekilde gözlemlenen zıtlık ve çatışmalarında kaynağıdır. Bu çatışma ve zıtlıklar milliyetçiliğin hala gücünü koruduğunu ortaya koymaktadır. Küreselleşmenin adaletsiz işlevi yüzünden günden güne milliyetçilik ve milli kimlik savunucuları artmakta ve dünya yeni bir faşizm dönemine doğru gitmektedir. Anahtar Sözcükler: Millet, Milliyetçilik, Ulus, Küreselleşme Giriş Milliyetçilik en çok tartışılan konulardan biridir. Milliyetçiliğin ne olduğu konusunda ya da ne olması gerektiği konusunda bir görüş birliği yoktur. Fransız ihtilalinden önce var olup olmadığı, neye göre milliyetçilik ve bunu belirleyen olguların ne olduğu tartışılmıştır. Mc Luhan’ın dünyayı “Küresel Köy” e benzetmesinden sonra milliyetçilik tartışmaları; kimlik tartışmalarından, küresel milliyetçilik tartışmalarına dönmüştür. Noam Chomsky, 500 yıl önce batılıların Amerika’yı keşfetmelerini ve yabancı bir kültür tarafından Amerika’nın işgal edilmesini küreselleşmenin başlangıcı olarak görür. Bu makalede Chomsky’e hiç değinmesem de en azından bu kısımda adını anmak için bu bilgiyi veriyorum. Milli Kimliği ve Milliyetçiliği küreselleşme bağlamında açıklamaya çalışıyorum. 1- Millet’in Doğuşu Tarihi bir toprağı/ülkeyi, ortak mitleri ve tarihi belleği, kitlevi bir kamu kültürünü, ortak bir ekonomiyi, ortak yasal hak ve görevleri paylaşan bir insan topluluğunun adı olarak millet;çok boyutlu bir kavram, somut örneklerin çeşitli düzeylerde benzerlik arzettiği bir standart ya da mihenk taşı oluşturan ideal bir tiptir. Eski Mısır’ı ele alarak başlarsak; Nil Nehrinin sağladığı ticari birliğe rağmen ekonomik açıdan Mısır, köylerde büyük ölçüde geçimlik tarıma dayanan bir ekonomiyle, bölgelere ve vilayetlere ayrılmıştı. Yasal açıdan da her ne kadar bütün Mısırlılar Firavun’un düzenlemelerine tâbi olsalar da bırakın eski Yunan’da görülen vatandaşlık fikrini, hak ve görevlerin paylaşıldığına dair en ufak bir emare bile yoktu. Aslında, farklı sınıf ve tabakalar

için farklı yasalar vardı, rahipler tamamen kendilerinden menkul bir kategori oluşturmaktaydılar. Eğitim de sınıflara ayrılmıştı; Mısır soylularının çocukları, tapınak yazı okullarının verdiklerinden tamamen ayrı bir eğitim almaktaydı. Eski Mısır’ı, bir milletten ziyade etnik bir devlet olarak görmek belki daha yararlı olabilir. Fransız ve İngiliz devletlerinden farklı olarak Mısır devleti, aristokratik ve rahip temellerinden kopmayı kesin bir şekilde başaramadı. İster ülkenin her yerinde tek bir meslek sistemiyle olsun isterse krallığın bütün fertleri için ortak hak ve görevler tanımlamak suretiyle olsun halkı bir araya getirmek için hemen hiçbir girişimde bulunmadı. Bu etnik devlet modern öncesi muadili olarak kaldı, bu kalıbı kırmak için bir devrim gerekecekti. (Smith; 1994: 78-80) Smith soruyor; …erken dönem Sümer kent-devletlerine ya da İsveç kanton milletlerine ne diyeceğiz? Kitleler siyasi faaliyet ya da temsilden hariç tutuldular diye, eski Mısır ve Asurluları millet sıfatından mahrum mu edeceğiz? Bu tam da Batılı bir millet kavramını tamamen farklı bölgelere ve çağlara dayatmak anlamına gelmez mi? Eğer milliyetçilik sadece kültürel ve siyasi olarak hariçtekilere direniş anlamına geliyorsa o zaman Kamose (Teb Prensi A.L.) ve ardılları milliyetçi idiler ve milliyetçilik her çağ ve eklimde görülebilecek bir şeydir. Ama şayet milliyetçilikte, her biri kendine özgür bir karakter taşıyan milletlerden müteşekkil bir dünyayı varsayan ideoloji ve hareketleri, yegane siyasi iktidar kaynağı ve dünya düzeninin temeli olarak millete duyulan asli bir sadakati düşünüyorsak, o zaman bırakın eski Mısır’da, Eski Çağ ve Orta Çağ dünyasında da ilhamın, bu fikirlerden alan herhangi bir hareket bulmak, epeyce güç olacaktır. (Livanelioğlu; 1998: 43-44) Smith’e göre; Milli kimlikle kastettiğimiz şey, zayıf da olsa belli anlamda bir siyasi topluluğu gerektirir. Gerçekten de, milletin oluşumunda devletin hayati bir fonksiyonu vardır. Ancak, Smith, bunu Batıya özgü bir durum gibi gösteriyor. “Batı Avrupa’da milletlerin biçimlenmesi büyük bölümüyle planlanmamış bir gelişimdi. Batı dışında ise, genellikle milliyetçi amaç ve hareketlerin sonucuydular. Batı milletleri neredeyse tesadüfen vardı; dünyanın öteki yerlerinde ise milletler tasarlanarak yaratıldılar. Tarihi ülke, yasal-siyasi topluluk, topluluk fertlerinin yasal-siyasi eşitliği ve ortak sivil kültür ile ideoloji; bütün bunlar milletin standart, Batı modelinin oluşturucularıdır.” O’na göre, Batılı milletler, belirli bir ülke/toprak üzerinde siyasi birlik oluşturarak ortaya çıkmışlardır. Buna “sivil ve teritoryal millet”1 adını veriyor. Doğulu milletleri ise, etnik temele dayandırıp, bunların entelektüeller ve bürokrat sınıflar tarafından bilinçli çabalarla sivil/teritoryal siyasi milletlere dönüştürüldüğünü belirterek; “etnik millet”-ler olarak adlandırıyor. Ve devam ediyor; “milletlerin iyi tanımlanmış ülkelere/topraklara sahip olması gerekir. Ama herhangi bir toprak parçası değil, tarihi bir toprak, yurt, halkın beşiği olmalıdır. Türklerde olduğu gibi, o toprak, soyun köklerini taşımasa dahi bu böyledir.” (Livanelioğlu; 1998: 43-44) 2- Milliyetçilik Üzerine Milliyetçilik ifadesi şu anlamlara gelecek şekilde birkaç biçimde kullanılmaktadır; 1. Bütün olarak millet ve milli-devletlerin bütün bir kurulma ve kendini idame ettirme süreci, 2. Bir millete ait olma bilinci ve milletin güvenliği ve refahıyla ilgili özlem ve hissiyata sahip olmak 1 Teritoryal Millet: Ulusu veya milleti sınırları kesinleşmiş bir coğrafyadaki siyasal bir birimle yani devletle ve yasa ile ilişkilendirerek önümüze sunulan görüştür. Buna göre ulus bir yasalar ve yasal kurumlar topluluğudur. Prensip olarak, “ırka, renge, yaşa, cinsiyete ya da dine” dayalı bir milliyetçilik yoktur. 2

3. “Millet” ve rolüne ilişkin bir dil ve sembolizm 4. Milletler ve milli irade hakkında bir kültürel doktrin ile milli emellerin ve milli iradenin gerçekleşmesine dair reçeteleri de içeren bir ideoloji 5. Milletin amaçlarına ulaşacak ve milli iradeyi gerçekleştirecek bir toplumsal ve siyasi hareket. İlk kullanım biçimini düşüncelerimizden dışlayabiliriz. Bu, diğerlerinden çok daha geniştir ve önceden ele alınmıştır. İkinci kullanımdaki anlam, milli bilinç ya da hissiyat, diğerlerinden ayrıdedilmelidir. Milliyetçi hareketi bir yana bırakalım, milli ideoloji veya doktrin türünden bir şeye sahip olmadan yüksek düzeyde bir milli bilinç sergileyen bir nüfus bulmak gayet mümkündür. Her ne kadar Cromwell ve Milton veya Burke ile Blake’in döneminde olduğu gibi milliyetçi ideolojiler zaman zaman boy göstermiş olsalar da İngiltere buna iyi bir örnektir. (Smith, 2002: 121) Milliyetçi ideolojinin düşünsel manada ilk izlerini, aydınlanmanın halka yakın bir yorumu olarak ifade edilebilecek “Neo-Klasik” akımda görmek mümkündür. Fransız ihtilalinin hazırlayıcısı olduğu söylenebilecek olan Neo-Klasizm de, aydınlanma düşüncesinin iyi tabiat ve iyi insan yaklaşımlarıyla yine bu düşüncenin bir ürünü olan doğal haklar öğretisinin halkın anlayabileceği bir şekilde yeniden yorumlanmaya çalışıldığı görülmektedir. XVIII. yüzyıl ortalarında Fransa’da ortaya çıkan bu düşünce akımında; “yurt” kavramının ön plana çıkarılışı, yurtta yaşayan topluluğun üyeleri arasında “politik eşitlik” düşüncesi, egemenliğin kaynağı olarak “halk” ın işaret edilmesi, ülkesel bütünlüğe verilen önem ve bu bütünlüğü sağlayacak güçlü ve etkin bir devlet fikri ana temalar olarak göze çarpmaktadır. Neo-Klasik eserlerde karşılaşılan figürlerin başında ise; Eski Yunan’da yurtlarına bağlılıkları ve yurtlarını kutsallaştırmaları ile tanınan Ispartalılar gelmekte, gerçek mutluluk politik eşitlikle özdeşleştirilmekte, yurdu kuşatarak politik eşitliği gerçekleştirecek güçlü bir devlet fikri sıklıkla işlenmektedir. Neo-klasiklere göre, devletin temel görevi, insanların gönlünde yurdu ve eşitliği yüceleştirip, bu kavramlara ve kendisine güçlü bir aidiyet bağı geliştirebilmektir. Her ne kadar milliyetçi ideolojinin nüvelerini içerse de Neo-Klasizmin, evrenselci temelde bir düşünce ekolü olduğu belirtilmelidir. Oysaki milliyetçilik evrensellikle bağların tam olarak kopartılmasıyla hız kazanabilecek bir ideolojidir ve bunu gerçekleştiren düşünce akımı da on dokuzuncu yüzyılla birlikte gelişen “Romantizm” olmuştur. (Şahin; 2007: 4). Romantizm, kendini, mutlu bir toplumda insanlığın ahlaki yükselişinin şarkısını hep beraber söyleme ütopyalarını gösterir. (Çekmeci; 1991: 83) Birey kapsamında dillendirilen Romantizmin, zamanla gelişen kolektif yorumu milliyetçi ideolojiye hız kazandıran öğeleri de içermektedir. Romantizmin kolektif yorumlanışı, duygu yoğun içeriğiyle Neo-Klasizmdeki ana unsurları “çekirdek etni” lerin temel değerleri ile yoğurmaya başlamış, sözgelimi Neo-Klasizmdeki halk “ulusa”, yurt “vatana dönüşmüştür. Bu noktada, kolektif romantizmin bireysel mutluluğu ulusla özdeşleşmeye bağladığını da belirtmekte fayda vardır. (Şahin; 2007: 5) Milliyetçi düşünceye hız kazandıran bir başka gelişmenin de, Avrupa’da halk egemenliği düşüncesinin giderek güçlenmesinin olduğu söylenebilir. XVIII. yüzyıldan itibaren popülerleşen; soyluların egemenliğine karşı çıkan yaklaşımlar milliyetçi akım ve düşünce için de de kendine yer bulmuş, liberalizm ve milliyetçiliğin bu buluşması milliyetçi ideolojinin temel kriterlerinden olan milli egemenlik ilkesine kaynaklık etmiştir. Bu noktada, Avrupa’da, on dokuzuncu yüzyılda yoğunlaşan ve ilk milliyetçi hareketler olarak görülen; krallık ya da imparatorluklara karşı bağımsızlık amaçlı baş kaldırışlarda; en az milli his ve gurur kadar demokratik talep ve ideallerin de etkili olduğu belirtilmelidir. Ayrıca, milliyetçiliğin, başta 3

ulus olmak üzere, demokrasinin siyasi birimlerini temin etmiş olan tarihsel güç oluşu da son derece önemlidir. Bu bakımlardan, liberal düşüncenin kaynaklık ettiği, egemenliğin milletle buluşması sürecinde milliyetçiliğin etkinlik kazanması önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. (Şahin; 2007: 5) 3-Küreselleşme ve Milliyetçilik Giderek dünyanın etkileşiminin fazla olduğu, toplumlar arası ilişkilerin arttığı, teknolojik ulaşım araçlarının artmasıyla beraber zamanın sıkıştırıldığı ve sınırların daraldığı bir dönemde özerklik ve ayrılama hedefli etnik Protestanlar, milli irredantizm 2 savaşları, emek piyasaları ile sosyal hizmetler bünyesinde patlak veren ırksal çatışmalar azalacağı beklenirken, her kıtada çoğalmaya başladı. Smith, küreselleşme ve aşkınlık çağında kendimizi siyasal kimlikler ve etnik parçalanma üzerinde yükselen bir büyük girdabın içinde bulduk diyor. Hindistan’da, Kafkaslarda, Balkanlar’da, Afrika Boynuzu’nda Afrika’nın güneyinde kanlı çatışmalar patlak verdi. Hatta kanada, büyük Britanya, Belçika, İspanya, Fransa, İtalya ve Almanya gibi ekonomik anlamda gelişen, istikrarlı, refah seviyesi yüksek ülkelerde bile etnik halk hareketli ırkçılık ve milliyetçiliğin sarsıntıları yaşandı. Alman faşizmi, Japon neo-faşizmi gibi faşizan çatışmalar bunun yine örneklerini oluşturuyor. Küreselleşen dünyada bunca ırkçı çatışmaların neden ortaya çıktığı anlaşılmaya çalışılıyor. Burada şu sorular aklımıza geliyor diyor Smith: “Acaba modernliğin yükseldiği bir dönemde ,yani bir kimlik politikası üreten küreselleşmenin bir sonucumu; yoksa daha öncesinden gelen ve şanlı atalarından arta kalan bir kalıntı mı?” (Smith, 2002:16-17). Bu paradoksa karşı üç ana görüş ortaya atılmıştır: “Bunlardan birincisi, çağdaş milletler ve milliyetçiliğin atalarının yolunda giden, tarihten arta kalan, bir görüş olduğunu, şanlı atalarının takipçileri olduğunu ve zamanla bunun etkisinin azalacağı ve yok olacağını savunana görüştür. Uluslar arası iş bölümü, büyük bölgesel piyasalar, güçlü askeri bloklar, elektronik iletişim alanında meydana gelen gelişmeler, kitlesel halk eğitimi, cinsel devrim etkilerinin artacağı ve milliyetçiliğin gelenekselliğinden dolayı bunlara dayanamayacağı ve yok olacağını, silinip süpürüleceği görüşü oluşmuştur. İkinci bir görüş olarak milliyetçiliğin modernliğin bir sonucu olduğu görüşü var. Fransız ve sanayi devrimleri etkisiyle beraber başlatılan modernleşme hayatımızda belirsiz değişmelere neden olmuştur. Eski yaşam biçimimizden, geleneksel yaşam biçiminden farklı olarak yeni bir yaşam biçimi ve koşulları yaratmıştır. Endüstriyel kapitalizm, bürokratik devlet, topyekun savaşlar, kitlesel sosyal mobilizasyon, bilim ve akılcılık, bilgisayar ortamında enformatik çalışmalar, elektronik iletişim geleneksel aile düzeninde bir çok değişime neden olmuştur. Cinsel devrimler gibi hayatın bir çok alanını etkileyen gelişmeler olmuş ve kişisel yaşamda farklılıklara neden olmuştur. Toplumsal hayatta, yaşam koşul ve standartlarında bir çözülme meydana gelmiştir. Batı çıkışlı olan bu modernliğin hayatta birçok değişime neden olması sebebiyle modernliğe karşı çıkan, milliyetçilik ortaya çıkmıştır. Bu görüşe göre modernliğin etkisiyle oluşan değişimin sonucu milliyetçilik, özellikle muhafazakarlıkla birleşerek kendileri dışında olan bir şeyi kabullenememişler ve ulusun önemli olduğu bir anlayış sergileyerek aşırı bir dalgalanmayla milliyetçiliğin etkisini artırmışlardır. Üçüncü bir görüş olarak öne sürülen düşünce millet ve milliyetçilik anlayışının daimi olacağıdır. Bu görüşe göre geçici olan modernlik ve post modernliğin kendisidir” (Smith, 2002:17-19) 2 Bir ülkenin kendisinden saydığı din veya etnik köken bakımından kendisinden saydığı bir topluluk üzerinde hakimiyet iddia etmesi 4

Modern sonrası nitelenen milletlerin tümünün, Fransız devrimi sonrası ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Fakat eski sürekli milletlerin izleri okuryazar bir orta sınıf yaratmış yayın kapitalizminden uzunca bir süre önce 14. ve 15. yüzyıllarda sürülebilir. Liah Gren feld, İngiltere’de erken 16.yüzyılda millet ile halkı bir bütün olarak eşitleyen milliyetçiliğin ilk örneğinin varlığından bahseder . Bununla birlikte Adrian Hasting için ilk milletler (İngiltere, İrlanda, İskoçya, Fransa ve İspanya) Ortaçağda bölgesel dillerin oluşumuyla ortaya çıkmaya başladı. Hastings, milleti Hıristiyanlığa özgü birşey olarak görür ya da tam olarak judeochristian (Musevi-Hıristiyan kültürünü yansıtan)yaratımı şeklinde değerlendirir. Avrupa da milletlerin oluşmasını sağlayan güdü, sadece Hıristiyanlığın bölgeselliklere verdiği izin ile değil aynı zamanda güçlü eski Musevi milletinin güçlü kitabi prototipinin, Hıristiyanlığa kitabı mukaddes ve dua kitabı vasıtasıyla haftalık servis ve yıllık festivalleri temin etmesi ve taşıması ile sağlandı. (Şimşek; 2009: 89) Wallerstein ise ulus devlet ve milliyetçilik kavramlarını “dünya sistemi” şeklinde adlandırdığı tarihsel kapitalist çerçeve içerisindeki hiyerarşikleşme bağlamında ele almakta, ulus, milliyetçilik, etnisite, ırk ve halk gibi kavramları tartışarak bu kavramları sistem içerisindeki iktisadi yapıyla ilişkilendirmektedir. Buna göre, ırk kavramı dünya ekonomisindeki eksenel işbölümüyle, yani merkez-çevre zıtlığıyla, “ulus” kavramı bu tarihsel sistemin siyasal üstyapısıyla, yani devletlerarası sistemi biçimlendiren ve ondan türeyen egemen devletlerle etnik grup” kategorisi ise, sermaye birikiminde ücretsiz emeğin büyük payının korunmasını sağlayan hane yapılarının yaratılmasıyla ilgilidir. Kapitalist dünya ekonomisi, esas olarak Avrupa’daki başlangıç noktasından yayıldıkça “ırksal” kategoriler bazı etiketler altında belirginleşmeye başlamışlardır. Bu kategorilerin sayısı ve hatta herhangi bir sınıflandırma olgusu toplumsal bir durumdur. Kutuplaşma arttıkça kategori sayısı azalmaktadır ve nihayetinde, 20. yüzyılda beyaz-beyaz olmayan biçiminde gerçekleşmiştir. Irk ve dolayısıyla ırkçılık, eksenel işbölümüyle ilişkili olan coğrafi yoğunlaşmaların dışa vurumu, itici gücü ve sonucudur. Ancak, ırk tek toplumsal kimlik kategorisi değildir. Örneğin ulus, dünya sisteminin siyasi yapılanmasından doğmaktadır. Bugün, Birleşmiş Milletlerin üyesi olan devletlerin hepsi modern dünya sisteminin yaratıları olup, bu devletlerin çoğu bundan iki yüz yıl önce isim ve idari birim olarak yokturlar. (Wallerstein; 2000:100-102) Irk, sömürge dünyasının, siyasal hakları, mesleki dağılımı ve geliri açıklayan birincil kategorisi olmuş, milliyetçi hareketlerin yükselişi ve ulusal bağımsızlığın gelişimi daha çok kategori yaratarak kimliğin belli bir toprak parçasıyla özdeşleşmesi olan milliyetçilik gittikçe yayılmış ve önem kazanmıştır. Bu, esas itibarıyla elde bulunan insan malzemesinin en iyi şekilde kullanılması amacına hizmet eden bir durumdur. (Wallerstein;2000: 236) Küreselleşmeyle milliyetçiliğin çok eski devirlerden beri var olan biçiminin; yani his ve tutum manasındaki milliyetçiliğin de giderek güçlendiği görülmektedir. Küreselleşmenin adaletsiz seyri,sürecin bir hegemonya doğurmuş oluşu, güney ülkelerinin denetlenen (edilgen) ülke konumundan çıkış yollarının kapatılmasına gösterdikleri ve giderek artan tepki, başta göç hareketlerinin yoğunlaşmasının toplumsal yapıda oluşturduğu tahribat gibi faktörler milliyetçiliği bir sığınma alanı haline getirmekte, küreselleşmeyi evrenselci eğilimler kadar milliyetçiliği de besleyen bir konjonktür görünümüne sokmaktadır. (Şahin; 2007: 7) 5

Sonuç Göstergeler milliyetçiliğin gerek ideolojik ve gerekse his ve tutumlar anlamında varlığını güçlü bir şekilde devam ettirdiğini işaret etmektedir. Kolektif kültürel kimlik, kolektif irade ve milli sınırlar doktrini gibi milliyetçi esasların klasikleşmiş biçimleri küreselleşme şartlarında kaybolmayıp değişmekte, milli egemenlik ve kimlik gibi temel unsurlar ekseninde bu prensipler yeniden biçimlenirken, ekonomi politikaları tıpkı bu güne kadar olduğu gibi milli çıkarlar ekseninde tesis edilip uygulanmaktadır. Gelişen yeni teknolojilerden ve zenginliklerden sadece zengin milletler yararlanabilmektedir. Fakir milletler için teknoloji sadece ne kadar geliştiklerini izlemek için vardır bu yüzdendir ki küresel sermaye bir gün tüketimi artıracak ve elindeki sermayeyi kullanacak bir alan ve alım gücüne sahip olan bir millet bulamayacaktır ve sonucunda milliyetçilik ve faşizm artacak, savaş kaçınılmaz bir son olacaktır. Yusuf Erhan Ertem 6

Kaynakça Kitaplar Wallerstein, I. (2000) Irk, Ulus, Sınıf, “Belirsiz Kimlikler”, içinde, Çev. Nazlı Ökten, Der. Etienne Balibar, Immanuel Wallerstein, Istanbul: Metis Yayınları. Smith D. Anthony, (1994) Milli Kimlik, Çev: Bahadır Sina Şener, İstanbul, İletişim Yayınları Makale ve İnternet Kaynakları Ömer Asım Livanelioğlu,(1998,Mart) Ankara Barosu Dergisi, Say. 43-44 Çekmeci Süalp, (1991, Ağustos), Romantizm Ölmeyecek ,Sayı 28, Say 83 Şahin Köksal, Akademik Bakış, Bir ideoloji olarak “Milliyetçilik” Sayı: 12 http://www.akademikbakis.org/12/makale/ksahin.pdf Şimşek Ufuk, (2009) Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Milliyetçilikler ve Milletin Oluşumu Üzerine Bir İnceleme, http://www.academia.edu/1466970/Milliyetcilikler_ve_Milletin_Olusumu_Uzerine_Bir_Incel eme 7

Add a comment

Related presentations

Related pages

Küreselleşme ve Milliyetçilik | Düşünce Kahvesi

İbrahim MAVİ (Afyon Kocatepe Üniversitesi Yüksek Lisans), (Bu yazı Ege Üniversitesi Altamira Sosyoloji Dergisinde yayınlanmıştır.) 1990’lı ...
Read more

küreselleşme ve milliyetçilik | Toplumsal Gercekler

KÜRESELLEŞME ÇAĞINDA MİLLİYETÇİLİK İbrahim MAVİ (Afyon Kocatepe Üniversitesi Yüksek Lisans, bu yazı ege üniversitesi ...
Read more

Küreselleşme ve Milliyetçilik | ibrahim mavi - Academia.edu

KÜRESELLEŞME ÇAĞINDA MİLLİYETÇİLİK İbrahim MAVİ Afyon Kocatepe Üniversitesi Yüksek Lisans 1990’lı yıllardan sonra, dikkatlerin üstünde ...
Read more

Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye

Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye ... Siyasi anlamda aşırı-milliyetçilik, iktisadi anlamda korumacılık ve kendi
Read more

Küreselleşme ve Milliyetçilik - %32 indirimli - Fahri ...

Küreselleşme ve Milliyetçilik - %32 indirimli "Küreselleşme ve milliyetçilik tartışması, geçmiş çağlardan bugüne devam eden bir sosyolojik ...
Read more

Küreselleşme ve Milliyetçilik kitap %29 İndirimle Satın al

"Küreselleşme ve milliyetçilik tartışması, geçmiş çağlardan bugüne devam eden bir sosyolojik olg - Fahri Atasoy
Read more

Küreselleşme ve Milliyetçilik Fahri Atasoy

Küreselleşme ve Milliyetçilik %35 indirimli Küreselleşme ve milliyetçilik tartışması,geçmiş çağlardan bugüne devam eden bir sosyolojik olgudur.
Read more

Küreselleşme ve Milliyetçilik Fahri Atasoy - inkilap.com

Küreselleşme ve Milliyetçilik. Fahri Atasoy Ötüken Neşriyat Yayınevinin tüm kitapları %25 indirimli. 443 Sayfa. Türkçe Baskısı ...
Read more

KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE ULUS DEVLET ve EGEMENLİK OLGULARI

Küreselleşme Sürecinde Ulus-Devlet ve Egemenlik Olguları [55] Küreselleşme ile ilgili analizler incelendiğinde bu türlü yargıların doğruluğunu
Read more