Kule Vinç Sektör Raporu 2009

50 %
50 %
Information about Kule Vinç Sektör Raporu 2009
Business & Mgmt

Published on February 9, 2009

Author: helikonunbahcesi

Source: slideshare.net

Description

Türkiye'de Kule Vinç Sekötrü Pazar Raporu çalışması

Hülya Nigar Aksu Bozkurt

İÇERİK DURUM ANALİZİ -Küresel Kriz Öncesi Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Sektöründe Durum ve Beklentiler -Küresel Kriz Öncesi Dünyada ve Türkiye’de İşe İnşaat Makineleri Sektöründe Durum ve Beklentiler -Küresel Krizle Birlikte Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Sektöründe Durum ve Beklentiler -Küresel Krizle Birlikte Dünyada ve Türkiye’de İşe İnşaat Makineleri Sektöründe Durum ve Beklentiler PAZAR ANALİZİ -Dünya da Kule Vinç Pazarı -Türkiye’de Kule Vinç Pazarı -Kamu Yatırımlarının Pazara Etkisi RAKİP ANALİZİ ÜRÜN ANALİZİ FİYAT ANALİZİ SWOT ANALİZİ MÜŞTERİ ANALİZİ -Hedef Kitle 1-2 ENTEGRE PAZARLAMA İLETİŞİMİ -İletişimde Temel Yaklaşımlar -Pazarlama Stratejileri

DURUM ANALİZİ

-Küresel Kriz Öncesi Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Sektöründe Durum ve Beklentiler

-Küresel Kriz Öncesi Dünyada ve Türkiye’de İşe İnşaat Makineleri Sektöründe Durum ve Beklentiler

-Küresel Krizle Birlikte Dünyada ve Türkiye’de İnşaat Sektöründe Durum ve Beklentiler

-Küresel Krizle Birlikte Dünyada ve Türkiye’de İşe İnşaat Makineleri Sektöründe Durum ve Beklentiler

PAZAR ANALİZİ

-Dünya da Kule Vinç Pazarı

-Türkiye’de Kule Vinç Pazarı

-Kamu Yatırımlarının Pazara Etkisi

RAKİP ANALİZİ

ÜRÜN ANALİZİ

FİYAT ANALİZİ

SWOT ANALİZİ

MÜŞTERİ ANALİZİ

-Hedef Kitle 1-2

ENTEGRE PAZARLAMA İLETİŞİMİ

-İletişimde Temel Yaklaşımlar

-Pazarlama Stratejileri

Foto By Michael Kenna

Foto By Michael Kenna





Dünyada İnşaat Dünya inşaat sektörü 1997-2006 yılları arasında inişli çıkışlı bir görünüm sergilemiştir. 1999 yılındaki hızlı büyümeden sonra, 2000 yılında inşaat sektörü yüzde 6 küçülmüş ve hacmi 3,6 trilyon dolardan 3,4 trilyon dolara gerilemiştir. Bu durum 2001 ve 2002 yıllarında devam etmiş ve pazarın büyüklüğü 3 trilyon dolara kadar düşmüştür. 2003 yılında az da olsa toparlanmaya başlayan sektörünün önümüzdeki yıllarda daha olumlu bir performans sergileyeceği tahmin ediliyordu. Dünya inşaat sektöründeki yaklaşık 3 trilyon dolarlık üretimin yüzde 72’si dünya ekonomisine de yön veren ilk on ülkede gerçekleşmiştir.. Üç büyük ülke ABD, Japonya ve Almanya’nın 2000–2002 arasında yaşadığı durgunluk sektörü olumsuz yönde etkilerken, 2003 yılından itibaren Amerika ve Almanya ekonomileri büyüme işaretleri göstermiş, aynı dönemde Japonya’nın hala durgunlukta bulunması, yaşadığı finansal krizlerin etkilerinden tam anlamıyla kurtulamamış olan Güney Amerika ülkeleri ve Afrika kıtasındaki politik istikrarsızlık dünya inşaat sektörünün gelişme hızını da olumsuz etkilemiştir. Dünyanın muhtelif bölgelerinde, inşaat sektörünün hızlı bir büyüme potansiyeli olduğuna dair güçlü işaretler bulunurken , “Global Insight” dergisinin 2003 raporuna göre, dünya ekonomisindeki inşaat yatırımlarının 2004 – 2012 döneminde yıllık ortalama yüzde 5 büyümesi beklenirken , ülkeler arasında en hızlı büyüme beklenen ülkeler Çin ve Hindistan olarak görünüyor. Bu ülkelerde 2004 – 2012 döneminde beklenen ortalama büyüme oranları sırasıyla yüzde 7.9 ve yüzde 9.2’dir. Çin’de büyüyen iş hacmi ve şehirlere artacak göç sonucu hem altyapı ve sınaî yatırımları, hem de konut yatırımlarının hızlı büyüme göstermesi bekleniyor.  

Dünya inşaat sektörü 1997-2006 yılları arasında inişli çıkışlı bir görünüm sergilemiştir. 1999 yılındaki hızlı büyümeden sonra, 2000 yılında inşaat sektörü yüzde 6 küçülmüş ve hacmi 3,6 trilyon dolardan 3,4 trilyon dolara gerilemiştir. Bu durum 2001 ve 2002 yıllarında devam etmiş ve pazarın büyüklüğü 3 trilyon dolara kadar düşmüştür. 2003 yılında az da olsa toparlanmaya başlayan sektörünün önümüzdeki yıllarda daha olumlu bir performans sergileyeceği tahmin ediliyordu.

Dünya inşaat sektöründeki yaklaşık 3 trilyon dolarlık üretimin yüzde 72’si dünya ekonomisine de yön veren ilk on ülkede gerçekleşmiştir.. Üç büyük ülke ABD, Japonya ve Almanya’nın 2000–2002 arasında yaşadığı durgunluk sektörü olumsuz yönde etkilerken, 2003 yılından itibaren Amerika ve Almanya ekonomileri büyüme işaretleri göstermiş, aynı dönemde Japonya’nın hala durgunlukta bulunması, yaşadığı finansal krizlerin etkilerinden tam anlamıyla kurtulamamış olan Güney Amerika ülkeleri ve Afrika kıtasındaki politik istikrarsızlık dünya inşaat sektörünün gelişme hızını da olumsuz etkilemiştir.

Dünyanın muhtelif bölgelerinde, inşaat sektörünün hızlı bir büyüme potansiyeli olduğuna dair güçlü işaretler bulunurken , “Global Insight” dergisinin 2003 raporuna göre, dünya ekonomisindeki inşaat yatırımlarının 2004 – 2012 döneminde yıllık ortalama yüzde 5 büyümesi beklenirken , ülkeler arasında en hızlı büyüme beklenen ülkeler Çin ve Hindistan olarak görünüyor. Bu ülkelerde 2004 – 2012 döneminde beklenen ortalama büyüme oranları sırasıyla yüzde 7.9 ve yüzde 9.2’dir. Çin’de büyüyen iş hacmi ve şehirlere artacak göç sonucu hem altyapı ve sınaî yatırımları, hem de konut yatırımlarının hızlı büyüme göstermesi bekleniyor.

 

European Builders Confederation’un raporuna göre 2006 yılında inşaat sektörü iyi bir performans gösterdi. Euro-zon için yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 4,6, 25 Avrupa ülkesi için ise yüzde 3,9 olmuştur. Daimi üyeler yüksek oranlı büyüme gösterirken, özellikle yeni üye ülkeler Lituanya, Slovakya, Estonya, Letonya, yüzde 10’u aşan büyüme göstermiş, bu dönemde Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Belçika durgunluk gözlenen ülkeler arasında yer almıştır. AB’de inşaat, bir trilyon euro tutarında cirosu olan büyük bir sektör konumundadır. Avrupa GSYİH’ sının yüzde 10’undan fazlasını oluşturmakta ve 12 milyon kişiye iş yaratmaktadır. Sektörün kaynak kullanımı hammadde ve su kaynakları itibariyle toplam kullanımın yüzde 40’ına karşılık gelmektedir.   Avrupa vatandaşları için önem taşıyan sürdürülebilir gelişmenin başarılmasında “inşaat” merkezi konuma sahip bir sektör olarak kabul edilmektedir.

European Builders Confederation’un raporuna göre 2006 yılında inşaat sektörü iyi bir performans gösterdi. Euro-zon için yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 4,6, 25 Avrupa ülkesi için ise yüzde 3,9 olmuştur. Daimi üyeler yüksek oranlı büyüme gösterirken, özellikle yeni üye ülkeler Lituanya, Slovakya, Estonya, Letonya, yüzde 10’u aşan büyüme göstermiş, bu dönemde Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Belçika durgunluk gözlenen ülkeler arasında yer almıştır.

AB’de inşaat, bir trilyon euro tutarında cirosu olan büyük bir sektör konumundadır. Avrupa GSYİH’ sının yüzde 10’undan fazlasını oluşturmakta ve 12 milyon kişiye iş yaratmaktadır. Sektörün kaynak kullanımı hammadde ve su kaynakları itibariyle toplam kullanımın yüzde 40’ına karşılık gelmektedir.  

Avrupa vatandaşları için önem taşıyan sürdürülebilir gelişmenin başarılmasında “inşaat” merkezi konuma sahip bir sektör olarak kabul edilmektedir.

Türkiye de İnşaat Cumhuriyet dönemindeki gelişim sürecinde inşaat alanında ilk önemli adımlar 1920’li yıllarda, ileride başkent olacak Ankara’da başlamıştır. Ankara’da tüm, zorluklara, ulaşım ve malzeme yetersizliğine rağmen çevrenin geleneksel yapı tarzına uygun bir imar faaliyetine girilmiştir. Kullanılan malzemeler ahşap, kerpiç, kaba yontma taş gibi ilkel malzemelerdi, bunlar bile yeterli düzeyde sağlanamıyordu.   Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte hızlı ve planlı kalkınma için sanayi, tarım ve ulaşım alanlarında yatırımlara verilen önem, Türk İnşaat Sanayinin temelini atmıştır.   Bu dönemin ilk inşaat faaliyetleri, ulaşım sektöründeki yol inşaatlarında görülmektedir. Ancak yetişmiş teknik eleman yetersizliği, çalışmaların bir süre yabancı firma, uzman ve müşavirliğinde yürümesine neden olmuştur.   Cumhuriyet döneminin başlangıcından 1950'li hatta 1960'lı yıllara kadar, inşaat sektöründe en büyük ağırlık altyapı ve bayındırlık inşaatlarındadır. Bu süre içinde söz konusu inşaat alanlarında dönem dönem büyük gerçekleşmeler görülmüştür. Yine bu dönemde DSİ, T.C. Karayolları gibi teknik gücü bünyesinde toplayan büyük çapta, devlet desteği ile yatırımlar yapan teşkilatlar kurulmuş ve bunların yaptığı yatırımlar inşaat sektörüne bir ivme kazandırmıştır. Bu hız 1960'lı yıllara kadar etkinliğini sürdürmüştür.

Cumhuriyet dönemindeki gelişim sürecinde inşaat alanında ilk önemli adımlar 1920’li yıllarda, ileride başkent olacak Ankara’da başlamıştır. Ankara’da tüm, zorluklara, ulaşım ve malzeme yetersizliğine rağmen çevrenin geleneksel yapı tarzına uygun bir imar faaliyetine girilmiştir. Kullanılan malzemeler ahşap, kerpiç, kaba yontma taş gibi ilkel malzemelerdi, bunlar bile yeterli düzeyde sağlanamıyordu.

  Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte hızlı ve planlı kalkınma için sanayi, tarım ve ulaşım alanlarında yatırımlara verilen önem, Türk İnşaat Sanayinin temelini atmıştır.

  Bu dönemin ilk inşaat faaliyetleri, ulaşım sektöründeki yol inşaatlarında görülmektedir. Ancak yetişmiş teknik eleman yetersizliği, çalışmaların bir süre yabancı firma, uzman ve müşavirliğinde yürümesine neden olmuştur.

  Cumhuriyet döneminin başlangıcından 1950'li hatta 1960'lı yıllara kadar, inşaat sektöründe en büyük ağırlık altyapı ve bayındırlık inşaatlarındadır. Bu süre içinde söz konusu inşaat alanlarında dönem dönem büyük gerçekleşmeler görülmüştür. Yine bu dönemde DSİ, T.C. Karayolları gibi teknik gücü bünyesinde toplayan büyük çapta, devlet desteği ile yatırımlar yapan teşkilatlar kurulmuş ve bunların yaptığı yatırımlar inşaat sektörüne bir ivme kazandırmıştır. Bu hız 1960'lı yıllara kadar etkinliğini sürdürmüştür.

60'lı yıllarda yatırımlarının hacmi oldukça büyük olan DSİ de , 1970'li yıllarda yetişmiş teknik işgücünün özel kesime kaymasıyla oldukça önemli bir teknik eleman açığı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan bu yıllarda özel kesimin faaliyet alanını sanayi kesimine kaydırması ve yatırımların yaygınlaşması sonucunda fabrika tipi bina yapımında artış olmuş, bu da yapım teknolojisinde prefabrikasyon sisteminin gelişmesini sağlanmıştır. Ülkemizde sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik değişimler, kentleşme olgusu ve kentlere göçün hızlanması, inşaat sektöründe konut yapımcılığına önemli bir boyut kazandırmıştır. Ancak planlı bir üretime geçişe imkan bulamadan ortaya çıkan bu gereksinimin denetimsiz bir biçimde karşılanması, konut üretiminde karlılığı tek amaç haline getirmiş, kentlerde plansız ve kalitesiz konut üretimleri yaygınlaşmıştır. Bu olumsuz görünüme rağmen konut üretiminin bu dönemde ülkemiz ekonomisine, istihdam ve yatırım olarak büyük katkılarda bulunduğu da bir gerçektir.   Bu arada olumlu bir gelişme, ticari ve sosyal yapı niteliğinde çok katlı bina yapımında görülmüştür.  Gelişme sürecinde olan ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim, kentleşme ve konut sorunlarının sürekli olarak yeniden tanımlanması, yeni politika ve çözüm önerileri geliştirilmesini gerekli kılmaktadır .  

60'lı yıllarda yatırımlarının hacmi oldukça büyük olan DSİ de , 1970'li yıllarda yetişmiş teknik işgücünün özel kesime kaymasıyla oldukça önemli bir teknik eleman açığı ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan bu yıllarda özel kesimin faaliyet alanını sanayi kesimine kaydırması ve yatırımların yaygınlaşması sonucunda fabrika tipi bina yapımında artış olmuş, bu da yapım teknolojisinde prefabrikasyon sisteminin gelişmesini sağlanmıştır.

Ülkemizde sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan sosyo-ekonomik değişimler, kentleşme olgusu ve kentlere göçün hızlanması, inşaat sektöründe konut yapımcılığına önemli bir boyut kazandırmıştır. Ancak planlı bir üretime geçişe imkan bulamadan ortaya çıkan bu gereksinimin denetimsiz bir biçimde karşılanması, konut üretiminde karlılığı tek amaç haline getirmiş, kentlerde plansız ve kalitesiz konut üretimleri yaygınlaşmıştır. Bu olumsuz görünüme rağmen konut üretiminin bu dönemde ülkemiz ekonomisine, istihdam ve yatırım olarak büyük katkılarda bulunduğu da bir gerçektir.

  Bu arada olumlu bir gelişme, ticari ve sosyal yapı niteliğinde çok katlı bina yapımında görülmüştür. 

Gelişme sürecinde olan ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim, kentleşme ve konut sorunlarının sürekli olarak yeniden tanımlanması, yeni politika ve çözüm önerileri geliştirilmesini gerekli kılmaktadır .

 

Ülkemizde konut sorununun gelişimine baktığımızda, Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana geçen seksen beş yıllık zaman içinde, değişik zamanlarda konut sorununun değişik yönlerinin önem kazanmış olduğunu görüyoruz. 1923 yılından 1950 yılına kadar, nüfus ve kentleşme hızı yavaştır. Ankara dışındaki diğer yerlerde, konut sorunu yoktur. Ülke tek parti yönetiminde olup konut sunum biçimleri çeşitlenmemiştir. 1950 yılından sonra kentleşme hızı yükselmeye başlamış, konut sunum biçimleri ve kurumsal yapılar, kentleşme hızının gerektirdiği konut gereksinimini karşılayamaz duruma gelmiştir. Soruna, içine girilen çok partili dönemde siyasi görüşlerle çözüm aranmış, 1958 yılında İmar İskan Bakanlığı kurulduktan sonra konut ve kentleşme bu bakanlığın sorumluluğuna verilmiştir . 1965 yılından sonra yap-satçı üretim ve gecekondu üretimi hız kazanmıştır. Bu sunum biçimleri, yüksek yoğunluklu ve önemli sorunları olan kentler doğurmuştur. Konut sorunu büyümüş, 1970'li yıllarda yavaş yavaş toplu konut türü sunum biçimleri ortaya çıkmaya başlamış ancak, bunlar kurumsallaşamamıştır ve kooperatifler en önemli konut üreticisi durumuna gelmiştir. 198O’li yıllarda Türkiye'nin yalnızca kentleşme alanında değil, toplumsal yaşamın her alanında da dönüşüm yaşadığı yıllar olmuştur. Türkiye, 1950'lerin yarısından sonra sürdürmekte olduğu iç pazara dayalı büyümeyi önce kalkınma modelini bırakarak, dışa dönük kalkınma modeline geçirmiş kaynaklarını uluslararası rekabet kurallarına göre dış piyasalara üretim yapabilen sektörlere aktarmaya başlamıştır. Konut ve kentleşme konusunda 1950‘li, yılların ortalarında ortaya çıkan kimi kurumlar, ya biçim değiştirmiş ya da uyum sağlayamayıp yok olmuştur.

Ülkemizde konut sorununun gelişimine baktığımızda, Cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılından bu yana geçen seksen beş yıllık zaman içinde, değişik zamanlarda konut sorununun değişik yönlerinin önem kazanmış olduğunu görüyoruz. 1923 yılından 1950 yılına kadar, nüfus ve kentleşme hızı yavaştır. Ankara dışındaki diğer yerlerde, konut sorunu yoktur. Ülke tek parti yönetiminde olup konut sunum biçimleri çeşitlenmemiştir.

1950 yılından sonra kentleşme hızı yükselmeye başlamış, konut sunum biçimleri ve kurumsal yapılar, kentleşme hızının gerektirdiği konut gereksinimini karşılayamaz duruma gelmiştir. Soruna, içine girilen çok partili dönemde siyasi görüşlerle çözüm aranmış, 1958 yılında İmar İskan Bakanlığı kurulduktan sonra konut ve kentleşme bu bakanlığın sorumluluğuna verilmiştir .

1965 yılından sonra yap-satçı üretim ve gecekondu üretimi hız kazanmıştır. Bu sunum biçimleri, yüksek yoğunluklu ve önemli sorunları olan kentler doğurmuştur. Konut sorunu büyümüş, 1970'li yıllarda yavaş yavaş toplu konut türü sunum biçimleri ortaya çıkmaya başlamış ancak, bunlar kurumsallaşamamıştır ve kooperatifler en önemli konut üreticisi durumuna gelmiştir. 198O’li yıllarda Türkiye'nin yalnızca kentleşme alanında değil, toplumsal yaşamın her alanında da dönüşüm yaşadığı yıllar olmuştur. Türkiye, 1950'lerin yarısından sonra sürdürmekte olduğu iç pazara dayalı büyümeyi önce kalkınma modelini bırakarak, dışa dönük kalkınma modeline geçirmiş kaynaklarını uluslararası rekabet kurallarına göre dış piyasalara üretim yapabilen sektörlere aktarmaya başlamıştır. Konut ve kentleşme konusunda 1950‘li, yılların ortalarında ortaya çıkan kimi kurumlar, ya biçim değiştirmiş ya da uyum sağlayamayıp yok olmuştur.

1980'lerde Türkiye, bir yandan önceki dönemlerden devreden kentleşme ve konut sorunlarına, bir yandan da yeni dönemin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. 1980'den sonraki dönemde kentsel alanlarda yaşanan değişimlerden birisi, gecekondulaşmanın değişen niteliğidir. Kullanıcıların başkalarının arsaları üzerinde kendi emekleri ile ürettikleri gecekonduların yerini, kullanımcı dışındaki gruplarca üretilen çok katlı yapılaşma almıştır. Ayrıca, kentlerin imarlı kesimlerinde de benzer gelişmeler yaşanmış, orta ve üst gelir gruplarına yönelik seçeneklerin, kooperatiflerin konut üretimindeki payı artmıştır. Bunun nedeni de Toplu Konut İdaresi'nin kooperatiflere açtığı kredilerdir. Kooperatiflerin üretimden aldığı payın artması, arsa gereksinimini artırmış ve kent dışından arsa alarak konut üretimini buralarda yapmalarına yol açmıştır. Ayrıca konut üretiminin kent dışına taşınmasında Emlak Bankası ve Toplu Konut İdaresi uygulamalarının da etkisi olmuştur. Bu oluşumların sonucu daha büyük kent parçalarının açılmasını gerektiren toplu konut türü gelişmeler, egemen olmaya başlamıştır. Ülkemizde, Cumhuriyetin ilanından sonra farklı dönemlerde değişik boyutlarda hissedilen konut sorunu, özellikle yüksek nüfus artışı, hızlı ve sağlıksız kentleşme sonucunda giderek artmıştır.

1980'lerde Türkiye, bir yandan önceki dönemlerden devreden kentleşme ve konut sorunlarına, bir yandan da yeni dönemin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıştır. 1980'den sonraki dönemde kentsel alanlarda yaşanan değişimlerden birisi, gecekondulaşmanın değişen niteliğidir. Kullanıcıların başkalarının arsaları üzerinde kendi emekleri ile ürettikleri gecekonduların yerini, kullanımcı dışındaki gruplarca üretilen çok katlı yapılaşma almıştır. Ayrıca, kentlerin imarlı kesimlerinde de benzer gelişmeler yaşanmış, orta ve üst gelir gruplarına yönelik seçeneklerin, kooperatiflerin konut üretimindeki payı artmıştır. Bunun nedeni de Toplu Konut İdaresi'nin kooperatiflere açtığı kredilerdir. Kooperatiflerin üretimden aldığı payın artması, arsa gereksinimini artırmış ve kent dışından arsa alarak konut üretimini buralarda yapmalarına yol açmıştır. Ayrıca konut üretiminin kent dışına taşınmasında Emlak Bankası ve Toplu Konut İdaresi uygulamalarının da etkisi olmuştur. Bu oluşumların sonucu daha büyük kent parçalarının açılmasını gerektiren toplu konut türü gelişmeler, egemen olmaya başlamıştır.

Ülkemizde, Cumhuriyetin ilanından sonra farklı dönemlerde değişik boyutlarda hissedilen konut sorunu, özellikle yüksek nüfus artışı, hızlı ve sağlıksız kentleşme sonucunda giderek artmıştır.

Türkiye’de inşaat sektörü 1980’li yıllarda ciddi bir gelişim göstermiştir. 1978 yılında sabit fiyatlarla inşaat sektörü yüzde 15,5 oranında küçülme göstermiş, 1979 yılında ise hızlı yükseliş trendine girerek yüzde 0,6 oranında büyümüştür. 1980 yılında gerek yurtiçinde gerek yurtdışında çok hızlı bir büyüme yaşayan sektör de , 1980 yılında büyüme yüzde 8,7 olurken 1982 yılında yüzde 9,3 küçülen sektör, 1983 de tekrar rekor bir artış ile yüzde 17,4 oranında yükselmiştir. 1980’li yıllarda gerçekleşen altyapı yatırımlarındaki hızlı artışın dönem sonunda ivme kaybetmesi ve faizlerin serbest hale gelmesine yol açan liberalizasyon sürecinin başlamasıyla , sektörün büyüme trendi 1988 yılından sonra yavaşlamıştır.. Yüksek faizler inşaatçının finansman maliyetini arttırırken, gayrimenkule olan talebin düşmesine neden olmuş ve sonuç itibariyle inşaat sektörü 1988 yılını yüzde 5,4 oranında küçülme ile kapatmıştır.   1993–2003 döneminde Türk ekonomisi yüzde 26,13 oranında büyürken inşaat, ana sektörler arasında küçülen tek sektör olarak yüzde 22,4 küçülmüştür. İnşaat sektörünün GSYİH içindeki doğrudan payı 1994’de yüzde 6,7, 2003 yılında yüzde 4’e; aynı tarihte tarım dışı istihdamda yüzde 10 olan payı ise yüzde 7’ye gerilemiştir. Bunun en önemli nedenlerinin başında yüksek faiz ve döviz kurları nedeniyle bireysel tasarrufların konut yatırımları yerine kamu kâğıtlarına yönelmesi ve kamu inşaat sektörü yatırımlarındaki düşüştür. Konut sektörü 2004 yılından itibaren canlanmaya başlamış 2005’in ilk yarısında inşaat ruhsatlarındaki artış oranı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %40 yükselmiştir.

Türkiye’de inşaat sektörü 1980’li yıllarda ciddi bir gelişim göstermiştir. 1978 yılında sabit fiyatlarla inşaat sektörü yüzde 15,5 oranında küçülme göstermiş, 1979 yılında ise hızlı yükseliş trendine girerek yüzde 0,6 oranında büyümüştür. 1980 yılında gerek yurtiçinde gerek yurtdışında çok hızlı bir büyüme yaşayan sektör de , 1980 yılında büyüme yüzde 8,7 olurken 1982 yılında yüzde 9,3 küçülen sektör, 1983 de tekrar rekor bir artış ile yüzde 17,4 oranında yükselmiştir.

1980’li yıllarda gerçekleşen altyapı yatırımlarındaki hızlı artışın dönem sonunda ivme kaybetmesi ve faizlerin serbest hale gelmesine yol açan liberalizasyon sürecinin başlamasıyla , sektörün büyüme trendi 1988 yılından sonra yavaşlamıştır.. Yüksek faizler inşaatçının finansman maliyetini arttırırken, gayrimenkule olan talebin düşmesine neden olmuş ve sonuç itibariyle inşaat sektörü 1988 yılını yüzde 5,4 oranında küçülme ile kapatmıştır.

  1993–2003 döneminde Türk ekonomisi yüzde 26,13 oranında büyürken inşaat, ana sektörler arasında küçülen tek sektör olarak yüzde 22,4 küçülmüştür. İnşaat sektörünün GSYİH içindeki doğrudan payı 1994’de yüzde 6,7, 2003 yılında yüzde 4’e; aynı tarihte tarım dışı istihdamda yüzde 10 olan payı ise yüzde 7’ye gerilemiştir. Bunun en önemli nedenlerinin başında yüksek faiz ve döviz kurları nedeniyle bireysel tasarrufların konut yatırımları yerine kamu kâğıtlarına yönelmesi ve kamu inşaat sektörü yatırımlarındaki düşüştür. Konut sektörü 2004 yılından itibaren canlanmaya başlamış 2005’in ilk yarısında inşaat ruhsatlarındaki artış oranı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %40 yükselmiştir.

1994-2007 Döneminde GSMH, İnşaat Sektörü Büyüme Oranları GSMH‘ da ki Artış* % İnşaat Sektöründeki Artış*% 1994 -6,1 -2 1995 8 -4,7 1996 7,1 5,8 1997 8,3 5 1998 3,9 0,7 1999 -6,1 -12,5 2000 6,3 4,4 2001 -9,5 -5,5 2002 7,9 -5,6 2003 5,9 -9 2004 9,9 4,6 2005 7,6 21,5 2006 6,0 19,4 2007** 4,0 11,5

    İnşaat Sektörünün Toplam Gayri Safi Milli Hasıla İçerisindeki Payı* Bin YTL *1987 Fiyatlarıyla GSMH Yüzde Değişimler **Dokuz Aylık Gelişme Hızları Kaynak: DPT Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler Yıllar İnşaat Sektörü Toplam GSMH İnşaat Sektörü/ GSMH 1994 6.144 91.733 6,70% 1995 5.857 99.028 5,91% 1996 6.200 106.080 5,84% 1997 6.511 114.874 5,67% 1998 6.560 119.303 5,50% 1999 5.739 112.044 5,12% 2000 5.991 119.144 5,03% 2001 5.662 107.783 5,25% 2002 5.346 116.338 4,60% 2003 4.866 123.165 3,95% 2004 5.091 135.308 3,76 % 2005 6.189 145.651 4,24% 2006 7 .389 154 .342 4,80 % 2007** 6 072 120 915 5,00 %

Yukarıdaki tablolardan da görüleceği üzere inşaat sektörü ekonomideki gelişmeleri geriden takip ettiği için uzun yıllar küçülme göstermiştir. Ekonomik krizlerin derinden etkilediği sektör inşaat sektörü olmuştur.   2004-2007 yılları arasında ise inşaat sektörü; rakamsal veriler üzerinde büyümeyi sırtlayan sektör olmuştur. Açıklanan rakamlar ile sektör yüksek oranlı büyümeler göstermiştir.   Sektörün 2004’deki büyümesi %4,6; 2005 yılında %21,5 olmuştur. 2006 yılında ise sektör yaklaşık yüzde 20 oranında büyümüştür. Son üç yıldaki büyüme oranları yüksek olmasına rağmen 1993–2003 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde %22,4‘lük bir küçülme ile adeta dibe vurmuş olan inşaat sektörünün kayıplarını hala telafi edemediğini gözden kaçırmamak gerekir. Sonuçta sektörün 2006 ve 2007 verilerine göre GSMH itibariyle mevcut büyüklüğü (sabit fiyatlarla) 1995’in gerisindedir. Diğer sektörlerle kıyaslandığında inşaat bu durumda olan tek sektördür.   2004 ve 2005 yıllarında kaydedilen büyümenin nedenleri uzun vadeli düşük faizli konut kredilerinin yanı sıra, faiz oranları ile enflasyonun düşük seviyelerde seyretmesine bağlı olarak bireysel tasarrufların yeniden konut yatırımlarına yönelmiş olmasıdır. Ayrıca yapım teknikleri nedeniyle eleştirilse de Ulaştırma Projeleri yatırımları içerisinde yer alan Bölünmüş Yollar projesi için yapılan yatırımlar inşaat sektörünü canlandırmıştır. Sektör 2006 ve 2007 yıllarında da yüksek oranlı büyümesini sürdürmüştür.  

Yukarıdaki tablolardan da görüleceği üzere inşaat sektörü ekonomideki gelişmeleri geriden takip ettiği için uzun yıllar küçülme göstermiştir. Ekonomik krizlerin derinden etkilediği sektör inşaat sektörü olmuştur.

  2004-2007 yılları arasında ise inşaat sektörü; rakamsal veriler üzerinde büyümeyi sırtlayan sektör olmuştur. Açıklanan rakamlar ile sektör yüksek oranlı büyümeler göstermiştir.

  Sektörün 2004’deki büyümesi %4,6; 2005 yılında %21,5 olmuştur. 2006 yılında ise sektör yaklaşık yüzde 20 oranında büyümüştür. Son üç yıldaki büyüme oranları yüksek olmasına rağmen 1993–2003 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde %22,4‘lük bir küçülme ile adeta dibe vurmuş olan inşaat sektörünün kayıplarını hala telafi edemediğini gözden kaçırmamak gerekir. Sonuçta sektörün 2006 ve 2007 verilerine göre GSMH itibariyle mevcut büyüklüğü (sabit fiyatlarla) 1995’in gerisindedir. Diğer sektörlerle kıyaslandığında inşaat bu durumda olan tek sektördür.

  2004 ve 2005 yıllarında kaydedilen büyümenin nedenleri uzun vadeli düşük faizli konut kredilerinin yanı sıra, faiz oranları ile enflasyonun düşük seviyelerde seyretmesine bağlı olarak bireysel tasarrufların yeniden konut yatırımlarına yönelmiş olmasıdır. Ayrıca yapım teknikleri nedeniyle eleştirilse de Ulaştırma Projeleri yatırımları içerisinde yer alan Bölünmüş Yollar projesi için yapılan yatırımlar inşaat sektörünü canlandırmıştır. Sektör 2006 ve 2007 yıllarında da yüksek oranlı büyümesini sürdürmüştür.

 

Yapı Kullanma İzin Belgesi, Ocak- Eylül Ayları Toplamı Yıllar Bir Önceki Yılın İlk Dokuz Ayına Göre Değişim Oranı (%) Bina Sayısı Yüzölçümü (m²) Değer (YTL) Daire sayısı 2007 50 797 40 438 336 19 207 575 004 210 207 2006 48 234 36 386 511 15 699 403 773 189 679 2005 41 071 32 264 789 11 671 022 274 156 255 2007 5,3 10,2 22,3 10,8 2006 17,4 13,7 34,5 21,4

Konut Yatırımları  Yapı Ruhsatı, Ocak- Eylül Ayları Toplamı Yıllar Bir Önceki Yılın İlk Dokuz Ayına Göre Değişim Oranı (%) Bina Sayısı Yüzölçümü (m²) Değer (YTL) Daire sayısı 2007 74 740 88 796 594 44 072 957 472 419 083 2006 84 385 88 977 971 40 054 055 946 438 054 2005 76 159 69 970 795 26 319 979 327 360 676 2007 -11,4 -0,2 10,0 -4,3 2006 10,8 27,2 52,2 21,5

  Toplu Konut İdaresi Yatırımları   TOKİ Ağustos 2007 itibari ile 884 şantiyede 279.136 konuta ulaşmıştır. Üretilen konutların 232.968’i sosyal konut niteliğindedir. 150.000 konut sosyal donatıları ve çevre düzenlemeleri ile birlikte bitme aşamasına gelmiş görünüyor. Sosyal Konutların; 135.013’ü dar ve orta gelir grubuna, 59.873’ü alt gelir grubu ve yoksullara yönelik, 28.029’u gecekondu dönüşüm, 7.660’ı afet konutları, 2.393’ü (26 köyde) tarım/köy uygulamaları kapsamında yapılıyor. Bu kapsamda, 279.136 konutla birlikte; 351 Okul (ilköğretim, lise, anaokulu), 60 Spor Salonu, 36 Kütüphane,11 Hastane , 260 Ticaret Merkezi, 66 Sağlık Ocağı, 220 Cami inşaatı ile  yatırım maliyeti (KDV dahil) yaklaşık 17 milyar YTL olan 1.700 ayrı ihale gerçekleştirdi. Satışa sunulan 265.187 konuttan 237.291’i satıldı. Bu projelerle birlikte doğrudan ve dolaylı olmak üzere 800.000 kişilik istihdam sağlandı.. Gelir paylaşımı projeleriyle birlikte toplam yatırım bedeli 10,5 milyar YTL olan projelerin, 7 milyar YTL hakediş ödemesi yapıldı ve yapımı başlatılan 279.000 konut; yaklaşık, 36 milyon m² inşaat alanında 1.780 kule vinç kullanımı gerçekleşti.  

  TOKİ Ağustos 2007 itibari ile 884 şantiyede 279.136 konuta ulaşmıştır. Üretilen konutların

232.968’i sosyal konut niteliğindedir. 150.000 konut sosyal donatıları ve çevre düzenlemeleri ile

birlikte bitme aşamasına gelmiş görünüyor. Sosyal Konutların; 135.013’ü dar ve orta gelir

grubuna, 59.873’ü alt gelir grubu ve yoksullara yönelik, 28.029’u gecekondu dönüşüm, 7.660’ı

afet konutları, 2.393’ü (26 köyde) tarım/köy uygulamaları kapsamında yapılıyor.

Bu kapsamda, 279.136 konutla birlikte; 351 Okul (ilköğretim, lise, anaokulu), 60 Spor Salonu,

36 Kütüphane,11 Hastane , 260 Ticaret Merkezi, 66 Sağlık Ocağı, 220 Cami inşaatı ile  yatırım

maliyeti (KDV dahil) yaklaşık 17 milyar YTL olan 1.700 ayrı ihale gerçekleştirdi.

Satışa sunulan 265.187 konuttan 237.291’i satıldı.

Bu projelerle birlikte doğrudan ve dolaylı olmak üzere 800.000 kişilik istihdam sağlandı..

Gelir paylaşımı projeleriyle birlikte toplam yatırım bedeli 10,5 milyar YTL olan projelerin,

7 milyar YTL hakediş ödemesi yapıldı ve yapımı başlatılan 279.000 konut; yaklaşık,

36 milyon m² inşaat alanında 1.780 kule vinç kullanımı gerçekleşti.

 



İnşaat Makineleri Sektörün de Dünyada Durum İleri, gelişmiş ülkelerde hidrolik santrallerin tamamlanmış olması, çelik, çimento, kağıt imalatı gibi konularda büyümeyi geri kalmış olan ülkelere bırakmış olmaları (doyma noktası ve çevre kirliliği ve üretim hacminin düşüklüğü) sonucu büyük, tavan vinci türü vinç yapımının kendi pazarları için değeri kalmamış görünüyor. Küçük monoray vinçleri ve elektrikli-zincirli ceraskalları, hemen pek çok ülke kendisi imal ediyor ancak kule vinçler gibi çok özel makineler, karlılık, satış sonrası hizmet süreleri, yedek parça getirisi gibi sebeplerden ötürü dünya pazarına hitap etmek üzere gelişmiş yapımcılara gidiyor. Esasen Avrupa’da sayıları çok azalan, birçoğu firma evliliği yolu ile birleşmiş olan büyük ve gelişmiş markalar ve daha yoğun olarak , mekanik-hidrolik-elektrik ve ileri teknoloji içeren büyük kapasiteli mobil hidrolik vinçler, kule vinçleri, liman vinçleri, konteynır vinçleri, petrol platformları gibi konulara yönelmiş bulunuyorlar. Gelişmekte olan ülkelerdeki komple çelikhane, santral tesislerini alarak veya işi alan müesseselerle konsorsiyum kurarak kredili iştirak suretiyle (uygun fiyat uygulayarak) vinç v.s yapımını sürdürüyorlar. Hatta çok defa taşınması zor çelik yapı gövde aksamı yerli veya 3. ülke (Doğu Bloğu Ülkeleri gibi) ucuz yapımcılara imal ettirerek, emek yoğun kısımlara iyi fiyat uygulamak imkanı sağlıyorlar. Böylece araba, dişli kutuları, elektrik motorları, frenleri, kumanda mekanizmalarını pazarlıyorlar. .

İleri, gelişmiş ülkelerde hidrolik santrallerin tamamlanmış olması, çelik, çimento, kağıt

imalatı gibi konularda büyümeyi geri kalmış olan ülkelere bırakmış olmaları (doyma

noktası ve çevre kirliliği ve üretim hacminin düşüklüğü) sonucu büyük, tavan vinci türü vinç

yapımının kendi pazarları için değeri kalmamış görünüyor.

Küçük monoray vinçleri ve elektrikli-zincirli ceraskalları, hemen pek çok ülke

kendisi imal ediyor ancak kule vinçler gibi çok özel makineler, karlılık, satış sonrası hizmet

süreleri, yedek parça getirisi gibi sebeplerden ötürü dünya pazarına hitap etmek üzere gelişmiş

yapımcılara gidiyor.

Esasen Avrupa’da sayıları çok azalan, birçoğu firma evliliği yolu ile birleşmiş olan büyük ve

gelişmiş markalar ve daha yoğun olarak , mekanik-hidrolik-elektrik ve ileri teknoloji içeren büyük

kapasiteli mobil hidrolik vinçler, kule vinçleri, liman vinçleri, konteynır vinçleri, petrol platformları

gibi konulara yönelmiş bulunuyorlar.

Gelişmekte olan ülkelerdeki komple çelikhane, santral tesislerini alarak veya işi alan

müesseselerle konsorsiyum kurarak kredili iştirak suretiyle (uygun fiyat uygulayarak) vinç v.s

yapımını sürdürüyorlar. Hatta çok defa taşınması zor çelik yapı gövde aksamı yerli veya 3. ülke

(Doğu Bloğu Ülkeleri gibi) ucuz yapımcılara imal ettirerek, emek yoğun kısımlara iyi fiyat

uygulamak imkanı sağlıyorlar. Böylece araba, dişli kutuları, elektrik motorları, frenleri, kumanda

mekanizmalarını pazarlıyorlar.

.



Türkiye’de İnşaat Makineleri Sektöründe Durum Türkiye’de inşaat makineleri sektöründe faaliyet gösteren bazı firmalar Almanya, Pakistan, Suudi Arabistan gibi ülkelere taşeron olarak veya akreditif karşılığı sipariş esasında, vinç ekipmanları (araba, köprü tahrik, elektrik kumanda tertibatı gibi) ihracatını deneme fırsatı bulmuş ancak hedef pazarlarda Yerleşik devamlı temsilci veya tescilli bürosu olmayan ihracatçılar , kolay çözülemeyen pek çok Problemle karşı karşıya kalmıştır. Büyük vinçlerde, projesi dahil ihale alma şansı yok mertebesindedir. Stok yapılabilecek küçük vinçler veya kamyon üstü vinç ünitelerinde uygun fiyat halinde Pazar bulunabilir ise de, bunun için sürekli ve ciddi reklam, tanıtım, satış zincirinin tesisi gibi, henüz sektörün yüklenemeyeceği etkinliklere gerek vardır. - VII Plan döneminde beklenenlere göre durumun karşılaştırılması halinde ise: • Türk Cumhuriyetlerinde yatırım veya pazar imkanı oluşmamıştır • Devam eden iş daralması sonucu; -Yenileme ve büyüme yatırımları görülememiştir, -İstihdamda düşüş ve taşeron kullanma devam etmiştir, -ISO 9000 çalışmalarının cazibesi hissedilmemiştir ve bu konuda yeni gelişme olmamıştır.

Türkiye’de inşaat makineleri sektöründe faaliyet gösteren bazı firmalar Almanya, Pakistan, Suudi

Arabistan gibi ülkelere taşeron olarak veya akreditif karşılığı sipariş esasında, vinç ekipmanları (araba,

köprü tahrik, elektrik kumanda tertibatı gibi) ihracatını deneme fırsatı bulmuş ancak hedef pazarlarda

Yerleşik devamlı temsilci veya tescilli bürosu olmayan ihracatçılar , kolay çözülemeyen pek çok

Problemle karşı karşıya kalmıştır.

Büyük vinçlerde, projesi dahil ihale alma şansı yok mertebesindedir.

Stok yapılabilecek küçük vinçler veya kamyon üstü vinç ünitelerinde uygun fiyat halinde Pazar

bulunabilir ise de, bunun için sürekli ve ciddi reklam, tanıtım, satış zincirinin tesisi gibi, henüz sektörün

yüklenemeyeceği etkinliklere gerek vardır.

- VII Plan döneminde beklenenlere göre durumun karşılaştırılması halinde ise:

• Türk Cumhuriyetlerinde yatırım veya pazar imkanı oluşmamıştır

• Devam eden iş daralması sonucu;

-Yenileme ve büyüme yatırımları görülememiştir,

-İstihdamda düşüş ve taşeron kullanma devam etmiştir,

-ISO 9000 çalışmalarının cazibesi hissedilmemiştir ve bu konuda yeni gelişme olmamıştır.

Kapasite Kullanımı Bu sektördeki yapımcıların genellikle en az ikinci bir büyük iş konusu olmasına rağmen % 50-60 düzeyindedir. • Bir çok (kendin yap-Kendin işlet) hidrolik santral işi içerisindeki mekanik teçhizat (Türkiye’de yapılmakta olan) ve vinçler de yine kredi kapsamında olduğu için yurtdışından gelmiştir, • Özelleştirme gerçekleşen kuruluşlarda beklenen yatırım, yenileme veya gelişme görülmemiştir. - VII Plan döneminde gerçekleşen bazı gelişmeler: • Erdemir’ in kapasite artırma ve gelişme programı uygulaması, bu sektörün konusundaki belli başlı sürükleyici ve idame ettirici neden olmuştur, • Müessese, büyük pota, çelikhane, haddehane, sevk hol ve TOKİ sahası en önemli vinçlerini yerli ihale açmak suretiyle çok uygun fiyatlarla mal etmiştir. Çok sıkı ve detaylı şartnamelerle, kademesiz hız kontrolü, PLC kontrol, programlı vinçler, en seçme elektrik malzemesi, en iyi hammadde çelik kullanımı ve projesi dahil (proje onayı şartı ile) yerli firmalara imal ettirilmiş, denemeleri-performans testleri yapılarak kabullerinde kontrolü sağlamıştır. Bu vinçlere bağlı bir çok teçhizat; bobin yakalayıcı hidrolik, magnetik üniteler, özel kıskaçlı ekipmanlar, pota ve bobin v.s taşıyan transfer arabaları, bir çok haddehane techizatını yurt içerisinden sağlamayı başarı ile uygulamıştır. Araç üstü hidrolik vinç kullanımında alışkanlık gelişmesine paralel bir artış izlenmektedir. Böylece çok pahalı ithal malı mobil vinçlere alternatif bir ürün gelişmektedir.

Bu sektördeki yapımcıların genellikle en az ikinci bir büyük iş konusu olmasına rağmen % 50-60

düzeyindedir.

• Bir çok (kendin yap-Kendin işlet) hidrolik santral işi içerisindeki mekanik teçhizat

(Türkiye’de yapılmakta olan) ve vinçler de yine kredi kapsamında olduğu için yurtdışından

gelmiştir,

• Özelleştirme gerçekleşen kuruluşlarda beklenen yatırım, yenileme veya gelişme görülmemiştir.

- VII Plan döneminde gerçekleşen bazı gelişmeler:

• Erdemir’ in kapasite artırma ve gelişme programı uygulaması, bu sektörün konusundaki belli

başlı sürükleyici ve idame ettirici neden olmuştur,

• Müessese, büyük pota, çelikhane, haddehane, sevk hol ve TOKİ sahası en önemli vinçlerini yerli

ihale açmak suretiyle çok uygun fiyatlarla mal etmiştir.

Çok sıkı ve detaylı şartnamelerle, kademesiz hız kontrolü, PLC kontrol, programlı vinçler, en seçme

elektrik malzemesi, en iyi hammadde çelik kullanımı ve projesi dahil (proje onayı şartı ile) yerli

firmalara imal ettirilmiş, denemeleri-performans testleri yapılarak kabullerinde kontrolü

sağlamıştır.

Bu vinçlere bağlı bir çok teçhizat; bobin yakalayıcı hidrolik, magnetik üniteler, özel kıskaçlı ekipmanlar, pota ve

bobin v.s taşıyan transfer arabaları, bir çok haddehane techizatını yurt içerisinden sağlamayı başarı ile

uygulamıştır. Araç üstü hidrolik vinç kullanımında alışkanlık gelişmesine paralel bir artış izlenmektedir. Böylece

çok pahalı ithal malı mobil vinçlere alternatif bir ürün gelişmektedir.

Türkiye’de İş Makineleri Sektöründe İmalat Yaklaşık 65 yıllık tamamen yatırma yönelik faaliyet gösteren, iş makineleri ve inşaat ekipmanları sektöründe 550 firma bulunuyor. Bu firmaların 100 e yakını imalatçı olarak görünüyor. 15’i AB Üyesi 50’ye yakın Ülkeye ihracat yapan sektörün 9.500’ü imalat sektöründe olmak üzere toplam 14.000 civarında çalışanı görünen sektör Türkiye ekonomisinin %2 sini oluşturuyor.. 2005 yılı itibari ile 500 milyon USD ihracat, 1,6 Milyar USD’ ye yakın yatırım, ortalama 3,2 Milyar USD’ye yakın yıllık ciro gerçekleştiriyor. Dünya makineleri pazarı büyüklüğü (yeni/sıfır makine satışı) ortalama yıllık 65 Milyar USD, topyekûn Pazar ise 110 milyar USD’nin üzerinde ölçümleniyor. Türkiye de üretilen iş makinelerinin (Beko-loder, ekskavatörler, yükleyiciler ve forkliftler) ortalama % 31’i ihraç ediliyor, tüm imalatın ortalama ülke talebini karşılama oranı ise % 70. Yurtiçinde toplamda 220 civarında yan sanayi firması ile toplam 14.000 kişiye istihdam sağlayarak ülke ekonomisine bu yönde de katkıda bulunuyor.Yerli imalatçı kapasite kullanım oranı, % 58,8’e ulaşıyor. Türkiye İş Makineleri sektörü büyüklük ve satış adetleri olarak 2002 yılında Avrupa’da 16. sırada iken 2005 yılı itibari ile Avrupa’nın 6.büyük pazarı konumuna gelmiştir. Sektör öncüleri ; ekonomik istikrarın devam etmesi ile her geçen gün yapılan yeni yatırımlar, üretim ve artan ticaret hacmi sonucu 3 yıl içerisinde Avrupa’nın 5.büyük,10 yıl içerisinde ise ilk 3 büyük ülkesi arasına girmeyi hedefliyor.

Yaklaşık 65 yıllık tamamen yatırma yönelik faaliyet gösteren, iş makineleri ve inşaat ekipmanları

sektöründe 550 firma bulunuyor. Bu firmaların 100 e yakını imalatçı olarak görünüyor.

15’i AB Üyesi 50’ye yakın Ülkeye ihracat yapan sektörün 9.500’ü imalat sektöründe olmak üzere

toplam 14.000 civarında çalışanı görünen sektör Türkiye ekonomisinin %2 sini oluşturuyor..

2005 yılı itibari ile 500 milyon USD ihracat, 1,6 Milyar USD’ ye yakın yatırım, ortalama 3,2 Milyar

USD’ye yakın yıllık ciro gerçekleştiriyor. Dünya makineleri pazarı büyüklüğü (yeni/sıfır makine

satışı) ortalama yıllık 65 Milyar USD, topyekûn Pazar ise 110 milyar USD’nin üzerinde

ölçümleniyor.

Türkiye de üretilen iş makinelerinin (Beko-loder, ekskavatörler, yükleyiciler ve forkliftler)

ortalama % 31’i ihraç ediliyor, tüm imalatın ortalama ülke talebini karşılama oranı ise % 70.

Yurtiçinde toplamda 220 civarında yan sanayi firması ile toplam 14.000 kişiye istihdam

sağlayarak ülke ekonomisine bu yönde de katkıda bulunuyor.Yerli imalatçı kapasite kullanım

oranı, % 58,8’e ulaşıyor. Türkiye İş Makineleri sektörü büyüklük ve satış adetleri olarak 2002

yılında Avrupa’da 16. sırada iken 2005 yılı itibari ile Avrupa’nın 6.büyük pazarı konumuna

gelmiştir. Sektör öncüleri ; ekonomik istikrarın devam etmesi ile her geçen gün yapılan yeni

yatırımlar, üretim ve artan ticaret hacmi sonucu 3 yıl içerisinde Avrupa’nın 5.büyük,10 yıl

içerisinde ise ilk 3 büyük ülkesi arasına girmeyi hedefliyor.

Ülkelerin Ekonomik gelişimini gösteren en büyük faktörlerden biri “İş Makineleri Sektörü” Ülkelerin ekonomik ve sosyal alanda kalkınmasını sağlamak için yapılması zorunlu olan yol, su, elektrik, baraj, köprü, iletişim ağları, sınai ve evsel atıklar için alt yapı ve bütün bu alt yapı üzerine kurulacak yerleşim alanları ve bu alanlar içinde bulunan sosyal hizmet ve sanayi yapıları, ekonomik girdi sağlayacak yer altı ve yer üstü madenlerinin işlenmesi, taşınması vb. daha birçok işlerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi ancak iş makineleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla, bir ülkenin ekonomik ve sosyal yönden kalkınmışlığı, sahip olduğu iş makinelerinin sayı ve niteliğine bakılarak görülebilir. Bu bağlamda; ülkemizde ekonomik ve sosyal refahın bir türlü çağdaş düzeye erişememesinin bir nedeni de sahip olduğumuz iş makinelerinin türü, sayısı ve kalitesindeki yetersizliktir denilebilir. Sahip olduğumuz iş makinelerinin; sayı olarak gelişmiş ülkelerin 1/5’ i kadar ve nitelik olarak %60 dan fazlasının ömürlerini tamamlamış olması bu alandaki geri kalmışlığımızın bir göstergesidir.

Ülkelerin ekonomik ve sosyal alanda kalkınmasını sağlamak için yapılması zorunlu olan yol, su,

elektrik, baraj, köprü, iletişim ağları, sınai ve evsel atıklar için alt yapı ve bütün bu alt yapı üzerine

kurulacak yerleşim alanları ve bu alanlar içinde bulunan sosyal hizmet ve sanayi yapıları,

ekonomik girdi sağlayacak yer altı ve yer üstü madenlerinin işlenmesi, taşınması vb. daha birçok

işlerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi ancak iş makineleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla,

bir ülkenin ekonomik ve sosyal yönden kalkınmışlığı, sahip olduğu iş makinelerinin sayı ve

niteliğine bakılarak görülebilir. Bu bağlamda; ülkemizde ekonomik ve sosyal refahın bir türlü

çağdaş düzeye erişememesinin bir nedeni de sahip olduğumuz iş makinelerinin türü, sayısı ve

kalitesindeki yetersizliktir denilebilir. Sahip olduğumuz iş makinelerinin; sayı olarak gelişmiş

ülkelerin 1/5’ i kadar ve nitelik olarak %60 dan fazlasının ömürlerini tamamlamış olması bu

alandaki geri kalmışlığımızın bir göstergesidir.

Kaldırma makinaları imal eden yerli kuruluşlar • ASMAŞ A.Ş. İzmir • Bülbüloğlu Vinç San. Ankara • Cesan A.Ş. İstanbul • Gökay Makine San Afyon • Güralp Vinç Mak.Ltd. İzmir • Işık Makine A.Ş. Ankara • Kümsan A.Ş. İstanbul • Özarar A.Ş. İstanbul • Rona Makine A.Ş. Ankara • STFA Vinç Ltd. İstanbul • Vinçsan İstanbul

• ASMAŞ A.Ş. İzmir

• Bülbüloğlu Vinç San. Ankara

• Cesan A.Ş. İstanbul

• Gökay Makine San Afyon

• Güralp Vinç Mak.Ltd. İzmir

• Işık Makine A.Ş. Ankara

• Kümsan A.Ş. İstanbul

• Özarar A.Ş. İstanbul

• Rona Makine A.Ş. Ankara

• STFA Vinç Ltd. İstanbul

• Vinçsan İstanbul

Türkiye’de Kule Vinç İmalatı Türkiye’de günümüzde kule vinç imalatı yapan tek firma, Panel Makine olarak görünüyor. 1990 yılından bu güne betonarme tünel kalıplar, prefabrik ve iskele sistemleri üreten Panel Makine 2007 yılında kule vinç yapmaya başladı. Üretimini yaptığı diğer ürünlerini 12 ülkeye ihraç eden Ankaralı firma kule vinçlerini de yurtdışına satmayı hedefliyor. İlk üretilen kule vinç maksimum 8 ton kapasiteli 60 metre bom uzunluğunda ve serbest yüksekliği 49 metre olan “Panel MRA 6015” . Referanslarına baktığımız da 3 şantiye de kullanıldığını görüyoruz. Panel Makine; Maksimum kapasitesi 6-10-12 ton olan kule vinç üretim planlamasını tamamladığını ve kendi kendine kurulabilen 8 tonluk kule vinç üretim çalışmalarını da sürdürdüğünü ifade ediyor. Cezayir, Dubai, Suriye, Almanya ve Rusya’da temsilcilikleri bulunan Panel Makine, üretiminin yüzde 80’ini ihraç ediyor. 30 milyon Euro’luk cirosu görünen firma yıl sonuna kadar 40 milyon Avro’ya çıkarmayı ve yüzde 50 büyümeyi hedefliyor. Ankara Sarayköy’de 25 dönüm arsa üzerinde 4 bin 200 metrekare kapalı alanda faaliyet gösteren fabrikaya 5 milyon Euro daha yatırım planı var.

Türkiye’de günümüzde kule vinç imalatı yapan tek firma, Panel Makine olarak görünüyor. 1990 yılından bu güne betonarme tünel kalıplar, prefabrik ve iskele sistemleri üreten Panel Makine 2007 yılında kule vinç yapmaya başladı. Üretimini yaptığı diğer ürünlerini 12 ülkeye ihraç eden Ankaralı firma kule vinçlerini de yurtdışına satmayı hedefliyor.

İlk üretilen kule vinç maksimum 8 ton kapasiteli 60 metre bom uzunluğunda ve serbest yüksekliği 49 metre olan “Panel MRA 6015” . Referanslarına baktığımız da 3 şantiye de kullanıldığını görüyoruz. Panel Makine; Maksimum kapasitesi 6-10-12 ton olan kule vinç üretim planlamasını tamamladığını ve kendi kendine kurulabilen 8 tonluk kule vinç üretim çalışmalarını da sürdürdüğünü ifade ediyor. Cezayir, Dubai, Suriye, Almanya ve Rusya’da temsilcilikleri bulunan Panel Makine, üretiminin yüzde 80’ini ihraç ediyor. 30 milyon Euro’luk cirosu görünen firma yıl sonuna kadar 40 milyon Avro’ya çıkarmayı ve yüzde 50 büyümeyi hedefliyor. Ankara Sarayköy’de 25 dönüm arsa üzerinde 4 bin 200 metrekare kapalı alanda faaliyet gösteren fabrikaya 5 milyon Euro daha yatırım planı var.

Bu Topraklardan Kule Vinç Markası Çıkar mı? İş makineleri konusunda özellikle inşaat sektöründe beko-loder, ekskavatörler, yükleyiciler ve forkliftler, diğer sektörlerde ise tekstil, konfeksiyon, ambalaj, ekmek makineleri gibi imalatlar yapan iş makineleri sektöründen bir kule vinç markası neden çıkmıyor? AB ülkeleri ve ABD ye baktığımızda özellikle kule vinç gibi özellikli makinelerin dünya devi sayılabilecek firmalar tarafından üretildiğini hatta güç birliği yapmak ve rekabeti azaltmak adına firma evliliklerinin yapıldığını görüyoruz. Bu evlilikler yapılırken hedef ülkelerdeki distribütör gücü, satış rakamları, teknik servis yeterliliği gibi konular da çok ön planda oluyor. Türkiye de iş makineleri sektörün de ise imalat yapan firmalara baktığımızda ağırlıklı orta ölçekli ve atölye- fabrika arası yapılanmalar görüyoruz. Güç birliği bir yana firma içindeki ortaklıkların zamanla bittiğini ve yeni bir imalatçı doğduğuna çok sık tanık oluyoruz. İmalat yapan firmaların hedefinde her zaman avantajlarından ötürü ihracat var. Ancak üretmek ihraç etmek için, hele böylesi iş makinelerinde asla yeterli olamıyor. Yurt dışında makine satmak için, ihalelere girmek, büyük projelerde yer almak gerekiyor.İhalelere girebilmek için o ülkeden banka teminat mektubunu almanız şart. Oysa hedef ülkelerde ticari bir organizasyonunuz yoksa herhangi bir bankadan teminat mektubu almanız da mümkün olamıyor. Özellikle kule vinç gibi özellikli ürünlerde, sadece temsilcilik, şube gibi ticari yapılanma yeterli olamıyor. Alıcı yedek parça temininde geçecek süreye ve teknik servis desteğine yani marka gücüne bakarak ürün satın alma kararı veriyor. Oysa imalatçılarımızın yurt içinde bile satış sonrası hizmetleri ile ilgili bir çalışmalarının olmadığını görüyoruz.

İş makineleri konusunda özellikle inşaat sektöründe beko-loder, ekskavatörler, yükleyiciler ve forkliftler, diğer sektörlerde ise tekstil, konfeksiyon, ambalaj, ekmek makineleri gibi imalatlar yapan iş makineleri sektöründen bir kule vinç markası neden çıkmıyor?

AB ülkeleri ve ABD ye baktığımızda özellikle kule vinç gibi özellikli makinelerin dünya devi sayılabilecek firmalar tarafından üretildiğini hatta güç birliği yapmak ve rekabeti azaltmak adına firma evliliklerinin yapıldığını görüyoruz. Bu evlilikler yapılırken hedef ülkelerdeki distribütör gücü, satış rakamları, teknik servis yeterliliği gibi konular da çok ön planda oluyor.

Türkiye de iş makineleri sektörün de ise imalat yapan firmalara baktığımızda ağırlıklı orta ölçekli ve atölye- fabrika arası yapılanmalar görüyoruz. Güç birliği bir yana firma içindeki ortaklıkların zamanla bittiğini ve yeni bir imalatçı doğduğuna çok sık tanık oluyoruz.

İmalat yapan firmaların hedefinde her zaman avantajlarından ötürü ihracat var. Ancak üretmek ihraç etmek için, hele böylesi iş makinelerinde asla yeterli olamıyor. Yurt dışında makine satmak için, ihalelere girmek, büyük projelerde yer almak gerekiyor.İhalelere girebilmek için o ülkeden banka teminat mektubunu almanız şart. Oysa hedef ülkelerde ticari bir organizasyonunuz yoksa herhangi bir bankadan teminat mektubu almanız da mümkün olamıyor.

Özellikle kule vinç gibi özellikli ürünlerde, sadece temsilcilik, şube gibi ticari yapılanma yeterli olamıyor. Alıcı yedek parça temininde geçecek süreye ve teknik servis desteğine yani marka gücüne bakarak ürün satın alma kararı veriyor. Oysa imalatçılarımızın yurt içinde bile satış sonrası hizmetleri ile ilgili bir çalışmalarının olmadığını görüyoruz.

Kule vinç markası olmayı, çeliği işlemek ve gelişmiş ülkelerden motor aksamı ithal etmek olarak gören yerli imalatçılarımızın, kule vinç tasarımlarında kapasitelerine oranla son derece hantal olduklarını, sadece ticari organizasyon, yedek parça ve teknik servisi gözden kaçırmakla kalmayıp aynı zamanda nakliye giderleri konusunu da atladıklarını da görüyoruz. AR-GE çalışması olmadan direk çelik işleme atölyeleri ile işe başlayan ve bir çok parçasını fason yaptıran imalatçımız, kaliteyi tutturma ve( bizde çok önem verilmese de imalatçının hedef ülkelerinde oldukça önemli olan) güvenlik ve güvenilirlik bariyerini aşmakta da oldukça zorlanıyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde bu topraklardan dünyaya açılan bir kule vinç markası çıkarmak mümkün olamıyor. Gerçek girişimcilerin Türkiye’de bu alanı fark etmeleri ve güçlü- dengeli yatırımlarla sektöre girmeleri için ciddi hükümet politikalarına ve desteğine de ihtiyaç olduğunu göz ardı edemeyiz. Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin küçük vinç ve makine gruplarının üretimini gelişmekte olan ülkelere itip asıl karlılığın ve devamlılığın olduğu kule vinç gibi spesifik ürünlerden gelişmekte olan ülkeleri uzak tutmaları konusuna çok fazla kafa yormaya gerek yok. Gelişmekte olan ülkelerin lokomotif sektörünün inşaat, inşaatın lokomotifinin de kule vinçler olduğunu anımsadığımızda, nasıl büyük bir pazarın Avrupa ve Amerikalı üreticilerin elinde olduğunu anlamamızda güç olmayacaktır.

Kule vinç markası olmayı, çeliği işlemek ve gelişmiş ülkelerden motor aksamı ithal etmek olarak gören yerli imalatçılarımızın, kule vinç tasarımlarında kapasitelerine oranla son derece hantal olduklarını, sadece ticari organizasyon, yedek parça ve teknik servisi gözden kaçırmakla kalmayıp aynı zamanda nakliye giderleri konusunu da atladıklarını da görüyoruz.

AR-GE çalışması olmadan direk çelik işleme atölyeleri ile işe başlayan ve bir çok parçasını fason yaptıran imalatçımız, kaliteyi tutturma ve( bizde çok önem verilmese de imalatçının hedef ülkelerinde oldukça önemli olan) güvenlik ve güvenilirlik bariyerini aşmakta da oldukça zorlanıyor.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde bu topraklardan dünyaya açılan bir kule vinç markası çıkarmak mümkün olamıyor.

Gerçek girişimcilerin Türkiye’de bu alanı fark etmeleri ve güçlü- dengeli yatırımlarla sektöre girmeleri için ciddi hükümet politikalarına ve desteğine de ihtiyaç olduğunu göz ardı edemeyiz.

Avrupa ve Amerikalı büyük üreticilerin küçük vinç ve makine gruplarının üretimini gelişmekte olan ülkelere itip asıl karlılığın ve devamlılığın olduğu kule vinç gibi spesifik ürünlerden gelişmekte olan ülkeleri uzak tutmaları konusuna çok fazla kafa yormaya gerek yok. Gelişmekte olan ülkelerin lokomotif sektörünün inşaat, inşaatın lokomotifinin de kule vinçler olduğunu anımsadığımızda, nasıl büyük bir pazarın Avrupa ve Amerikalı üreticilerin elinde olduğunu anlamamızda güç olmayacaktır.

YILLARA GÖRE SATILAN İŞ MAKİNALARI ZAMAN ARALIĞI YILLAR SATILAN MAKİNE 4 2005-2002 18.388 5 2002-1997 17.072 5 1997-1992 15.312 5 1992-1987 8.428 5 1987-1982 5.497 10 1982-1972 5.067 10 1972-1962 2.498 44 yılda 72.262

TAHMİNİ ÇALIŞIR DURUMDAKİ MAKİNE ADEDİ 2005 Almanya ( 7 yaş sınırında ) 400.000 2005 Fransa (7 yaş sınırında) 300.000 2005 İtalya (7 yaş sınırında) 290.000 2005 Türkiye (7 yaş sınırında) 26.739

İş Makineleri Sektörü İç Pazar Seyri Türkiye’nin genel yatırımlarının yaklaşık yüzde ellisini karşılayan İnşaat sektörü; yatırımları ve Sektörün sağladığı iş imkanı, iş gücü sayısı ve Ekonomide yarattığı katma değer ile Türk ekonomisinin lokomotif sektörü olarak adlandırılıyor. İş makineleri ise bu sektördeki firmalar için büyük öneme sahip. Genel inşaat, tarım, ormancılık, endüstriyel tüm alanlarda, madencilik, ağır imalat, taş/kum ve mermer işleri, katı atık gibi bir çok iş kolunda kullanılan iş makineleri, ülkemizin imarı ve gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Tüm inşaat sektörünün % 30’unu İş Makineleri sektörü oluşturmaktadır. Veriler incelendiğinde Türkiye ekonomisinin genel gidişi ile birebir orantısı da görülebilir. Yıllar Genel İş Mak Satışları Artış 1990 1.300 14% 1991 1.400 %8 1992 1.421 1% 1993 3.011 112% 1994 1.238 -59% 1995 1.859 50% 1996 3.722 100% 1997 5.483 47% 1998 3.238 -41% 1999 1.410 56% 2000 4.970 252% 2001 1.971 -60% 2002 1.768 -10% 2003 2.645 50% 2004 5.275 89% 2005 8.700 65% 2006 10.500 21%

Türkiye’nin genel yatırımlarının yaklaşık yüzde

ellisini karşılayan İnşaat sektörü; yatırımları ve

Sektörün sağladığı iş imkanı, iş gücü sayısı ve

Ekonomide yarattığı katma değer ile Türk

ekonomisinin lokomotif sektörü olarak

adlandırılıyor. İş makineleri ise bu sektördeki

firmalar için büyük öneme sahip. Genel inşaat,

tarım, ormancılık, endüstriyel tüm alanlarda,

madencilik, ağır imalat, taş/kum ve mermer

işleri, katı atık gibi bir çok iş kolunda kullanılan

iş makineleri, ülkemizin imarı ve gelişmesinde

önemli bir rol oynamaktadır. Tüm inşaat

sektörünün % 30’unu İş Makineleri sektörü

oluşturmaktadır. Veriler incelendiğinde

Türkiye ekonomisinin genel gidişi ile birebir

orantısı da görülebilir.



Küresel Kriz İle Birlikte Dünya İnşaat Sektörün de Beklentiler ABD‘den başlayarak tüm dünyayı etkileyen kriz geniş toplumsal kesimleri daha da yoksullaştırarak dalga dalga yayılmasını sürdürüyor. Mortgage Bankacıları Birliği‘nin verilerine göre, Temmuz-Eylül döneminde, ABD‘de ipotekteki evlerini kaybedenlerin oranı, tüm zamanların en yüksek oranı olan yüzde 0,78‘e ulaşmıştır. Bu oran bir önceki dönemde yüzde 0,65 olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, Mortgage ödemelerini 30 gün v e daha uzun süredir ödeyemeyen ev sahibi sayısı 1986‘dan bu yana en yüksek seviyeye çıkmış bulunuyor. Bu süreçte kamu kaynakları krizden etkilenen geniş toplum kesimlerine destek amaçlı olarak kullanmak yerine, milyarlarca dolar batık banka ve finans şirketlerini kurtarmak amacıyla kullanılmıştır. Deutschebank‘ın hazırladığı rapora göre Avrupa ve ABD‘li 29 dev bankanın Mortgage krizinden zararı 2007 sonuna kadar 54.2 milyar dolar, toplamda da 391 milyar dolar olacağı yönündeydi. Bu akam 2008 Ekim ayında 1,2 trilyon $’a ulaştı. 7 Aralık 2007 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan Ahu Özyurt imzalı haber tüm olacakları neredeyse 1 yıl önceden öngörüyor. Haberde; "Yaz aylarından bu yana Amerikan ekonomisini kıskaca alan Mortgage krizine Beyaz Saray, büyük bankalar ve ABD Merkez Bankası (FED) ortak bir tavırla müdahale kararı aldı . ABD Başkanı George W. Bush dün yaptığı kısa açıklamayla 1.2 milyon ev sahibi adayının daha rahat bir ödeme planına kavuşacağını, 300.000 kişinin evsiz kalmaktan kurtulacağını bildirdi. Plana göre, Mortgage ile ilk kez ev alanlar için beş yıllığına sabit faiz oranları kullanılabilecek. Böylelikle Mortgage alanına yatırım yapan bankalar da giriş oranları sabitleyerek kendilerini güvence altına alacak." denilmekteydi.

ABD‘den başlayarak tüm dünyayı etkileyen kriz geniş toplumsal kesimleri daha da yoksullaştırarak dalga dalga yayılmasını sürdürüyor.

Mortgage Bankacıları Birliği‘nin verilerine göre, Temmuz-Eylül döneminde, ABD‘de ipotekteki evlerini kaybedenlerin oranı, tüm zamanların en yüksek oranı olan yüzde 0,78‘e ulaşmıştır. Bu oran bir önceki dönemde yüzde 0,65 olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, Mortgage ödemelerini 30 gün v e daha uzun süredir ödeyemeyen ev sahibi sayısı 1986‘dan bu yana en yüksek seviyeye çıkmış bulunuyor.

Bu süreçte kamu kaynakları krizden etkilenen geniş toplum kesimlerine destek amaçlı olarak kullanmak yerine, milyarlarca dolar batık banka ve finans şirketlerini kurtarmak amacıyla kullanılmıştır. Deutschebank‘ın hazırladığı rapora göre Avrupa ve ABD‘li 29 dev bankanın Mortgage krizinden zararı 2007 sonuna kadar 54.2 milyar dolar, toplamda da 391 milyar dolar olacağı yönündeydi. Bu akam 2008 Ekim ayında 1,2 trilyon $’a ulaştı.

7 Aralık 2007 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan Ahu Özyurt imzalı haber tüm olacakları neredeyse 1 yıl önceden öngörüyor. Haberde; "Yaz aylarından bu yana Amerikan ekonomisini kıskaca alan Mortgage krizine Beyaz Saray, büyük bankalar ve ABD Merkez Bankası (FED) ortak bir tavırla müdahale kararı aldı . ABD Başkanı George W. Bush dün yaptığı kısa açıklamayla 1.2 milyon ev sahibi adayının daha rahat bir ödeme planına kavuşacağını, 300.000 kişinin evsiz kalmaktan kurtulacağını bildirdi.

Plana göre, Mortgage ile ilk kez ev alanlar için beş yıllığına sabit faiz oranları kullanılabilecek. Böylelikle Mortgage alanına yatırım yapan bankalar da giriş oranları sabitleyerek kendilerini güvence altına alacak." denilmekteydi.

Ancak tamamen finans sektörünü rahatlatmaya yönelik bu plan tutmadı. Nitekim 09.01.2008 Tarihinde gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıyan haberler "Country Wide iflasın eşiğinde - AT&T CEO‘su halkın  telefon paralarını ödeyemediğini açıkladı. Bu durum AT&T‘nin önümüzdeki dönem karlılığını olumsuz etkileyecek dedi - Bankalar batmamak için FED‘den hala faiz indirimi istiyorlar - IMF küresel büyüme tahminini 5.2 den 4.7‘ye çekti - Poulson büyüme hızı yavaşlayacak dedi" bu tespitleri doğruladı. Citigroup‘un beklenenin çok üstünde zarar açıklaması üzerine, bir çok yatırım bankası ve ABD eski Merkez Bankası Başkanı dahil ABD ekonomisinin durgunluğa girdiğini söylemek zorunda kaldılar. Gayrimenkul fiyatlarının artmasına dayalı bir sistem olan Amerika'daki mortgage sistemi gayrimenkul fiyatlarını hızla yükseltti 2006 sonundan itibaren gayrimenkuller satılamamaya başladı. Piyasaya yeni alıcılar gelmeyince ev fiyatları daha fazla artamayarak , bu evlerin yeniden başka birilerine devredilme imkânını azalttı. Sonuçta ev fiyatları düşmeye başlamasıyla uzun süredir görmezden gelinen ekonomik krizi artık üzeri örtülemez hale geldi. İnsanlar aldıkları konut kredilerini ödeyemeyince, evler bankalara geçti. Konut kredilerine dayalı olarak yaratılmış menkul kıymetler, kâğıtlar, bonolar patlamaya başladı.

Ancak tamamen finans sektörünü rahatlatmaya yönelik bu plan tutmadı. Nitekim 09.01.2008 Tarihinde gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıyan haberler "Country Wide iflasın eşiğinde - AT&T CEO‘su halkın  telefon paralarını ödeyemediğini açıkladı. Bu durum AT&T‘nin önümüzdeki dönem karlılığını olumsuz etkileyecek dedi - Bankalar batmamak için FED‘den hala faiz indirimi istiyorlar - IMF küresel büyüme tahminini 5.2 den 4.7‘ye çekti - Poulson büyüme hızı yavaşlayacak dedi" bu tespitleri doğruladı. Citigroup‘un beklenenin çok üstünde zarar açıklaması üzerine, bir çok yatırım bankası ve ABD eski Merkez Bankası Başkanı dahil ABD ekonomisinin durgunluğa girdiğini söylemek zorunda kaldılar.

Gayrimenkul fiyatlarının artmasına dayalı bir sistem olan Amerika'daki mortgage sistemi gayrimenkul fiyatlarını hızla yükselt

Add a comment

Related presentations

Related pages

helikonunbahcesi: Türkiye'de Kule Vinç Sektör Raporu

Pazarlama,Stratejik Planlama,İletişim Stratejileri,Reklam,Kültür Sanat,Edebiyat,Müzik,Hasbıhal,Paylaşım,Helikonun Bahçesi,Arka Bahçesi
Read more

Üretimi yükseğe taşıyan vinçler - OAIB Moment Expo

Özellikle kule vinç gibi özellikli ürünlerde, sadece temsilcilik, ... -Kule Vinç Sektör Raporu 2009 . SPOT: EN FAZLA İHRACAT ÇİN’DEN
Read more

Güç Aktarma Organları - makinebirlik.com

VİNÇ SEKTÖR NOTU ... '842620 KULE VİNÇLER 1.493.581 2 .391 ... 2008 yılında 66,9 milyon $ ihracat gerçekleştiren sektör, 2009 yılında ...
Read more

Mobil Vinç Gelişim Vinç Üretimi 1996 - ipsione.com

Kule Vinç Sektör Raporu 2009 ... Türkiye'de Kule Vinç Sekötrü Pazar Raporu çalışması. ... makina imalat sanayi sektör araştırması ...
Read more

ULUSAL MESLEK STANDARDI KULE V İNÇ OPERATÖRÜ REFERANS KODU ...

Kule Vinç Operatörü ... Standardı Do ğrulayan Sektör ... 2009 Sayfa 7 1. GİRİŞ Kule Vinç Operatörü ...
Read more

MONORAY vinç hesabı 2001 - Documents

MONORAY VİNÇ MUKAVEMET HESABI GEOMETRİK ÖLÇÜLERİ TIKLAYAR Bd 50 ... Kule Vinç Sektör Raporu 2009 Türkiye'de Kule Vinç Sekötrü Pazar Raporu ...
Read more

HB Kulevinç

Sektör içerisinde yaklaşık 20 yıllık bilgi birikimi ve tecrübesini ortaya ... Copyright © 2016 Halilser Kule Vinç Servis Hizmetleri A.Ş. ...
Read more