Kadın ve STK lar

67 %
33 %
Information about Kadın ve STK lar
News & Politics

Published on February 8, 2009

Author: helikonunbahcesi

Source: slideshare.net

Description

Türkiye'de Kadın ve STK'lar üzerine bir çalışma

TÜRKİYE DE KADIN VE STK RAPORU 2005 Hülya Nigar Aksu Bozkurt

DURUM ANALİZİ Kadın İşgücü Dünyada Kadın İşgücü Türkiye’de Kadın İşgücü 1990 lar da Kadın İşgücü Sektörel Dağılımı Sonuç ve Değerlendirme Ülkemizdeki İstihdam Edilen Kadın İşgücünün Eğitim Düzeyi Kamu Sektöründe Kadın İşgücü Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşları Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşlarına Başarılı Örnekler TEMA-ÇYDD STK larında Başarının Anahtarı SWOT ANALİZİ ENTEGRE İLETİŞİM STRATEJİSİ 2005

DURUM ANALİZİ

Kadın İşgücü

Dünyada Kadın İşgücü

Türkiye’de Kadın İşgücü

1990 lar da Kadın İşgücü Sektörel Dağılımı

Sonuç ve Değerlendirme

Ülkemizdeki İstihdam Edilen Kadın İşgücünün Eğitim Düzeyi

Kamu Sektöründe Kadın İşgücü

Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşları

Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşlarına Başarılı Örnekler

TEMA-ÇYDD

STK larında Başarının Anahtarı

SWOT ANALİZİ

ENTEGRE İLETİŞİM STRATEJİSİ 2005

DURUM ANALİZİ

Kadın İşgücü

İnsanlığın var olduğu dönemlerden günümüze kadar hemen hemen her dönemde kadınlar, gerek ulusal düzeyde, gerekse dünya genelinde nüfusun yarısını oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla tarihin her döneminde ekonomik ve toplumsal yaşamın bir yanını erkekler bir yanını da kadınlar temsil etmişlerdir. Bu doğrultuda kadınların ekonomik üretim ve düzenleme etkinliklerine katılımı da insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Kadınların toplumsal ve ekonomik yaşama katılımları ev içinde olduğu kadar ev dışındaki alanlarda da varolmuştur ve halen sürmektedir. Ancak kadınların ekonomik yaşama katılımları ile toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma biçimleri ve ölçüleri doğru orantılı değildir. Her ne kadar kadınların toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma durumları ülkelerin gelişmişlik/azgelişmişlik düzeyleri ile ilişkilendirilebilirse de genel anlamda bütün toplumlarda erkeklerin gerisine düştükleri, aynı işte çalışmalarına karşın, aynı ücreti alamadıkları, daha az istihdam edildikleri ve daha düşük ücretle çalıştırıldıkları bilinen bir gerçektir.

İnsanlığın var olduğu dönemlerden günümüze kadar hemen hemen her dönemde kadınlar, gerek ulusal düzeyde, gerekse dünya genelinde nüfusun yarısını oluşturmaktadırlar. Dolayısıyla tarihin her döneminde ekonomik ve toplumsal yaşamın bir yanını erkekler bir yanını da kadınlar temsil etmişlerdir. Bu doğrultuda kadınların ekonomik üretim ve düzenleme etkinliklerine katılımı da insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Kadınların toplumsal ve ekonomik yaşama katılımları ev içinde olduğu kadar ev dışındaki alanlarda da varolmuştur ve halen sürmektedir.

Ancak kadınların ekonomik yaşama katılımları ile toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma biçimleri ve ölçüleri doğru orantılı değildir. Her ne kadar kadınların toplumsal ve ekonomik kalkınmadan yararlanma durumları ülkelerin gelişmişlik/azgelişmişlik düzeyleri ile ilişkilendirilebilirse de genel anlamda bütün toplumlarda erkeklerin gerisine düştükleri, aynı işte çalışmalarına karşın, aynı ücreti alamadıkları, daha az istihdam edildikleri ve daha düşük ücretle çalıştırıldıkları bilinen bir gerçektir.

Günümüzde kadınların gerek ekonomik, gerekse toplumsal alanda ikincil konumda bulunmalarının temelinde yatan ana etken ‘erkek egemen’ kültüre dayalı her alandaki cinsiyet ayrımcılığıdır. Bu ayrımcılığı yaratan ve sürdüren diğer faktörler ise genellikle azgelişmiş toplumlarda- mevcut toplumsal değerler sistemi ve bunların bir parçası olan dinsel inançlardır. Burada kastedilen değerler sistemine ait olan, bir anlamda soyut nedenlerdir. İster kadının kendisi, isterse erkek tarafından taşınıyor olsun, cinsiyete dayalı işbölümünün sonucu ve aynı zamanda bir besleyicisi olan her türlü kavramlaştırma, her türlü atıf bu kategorideki nedenleri oluşturmaktadır. Kadının kendini erkeği evlilik ve aileyle, karı-kocalık ve annelik-babalık rolleriyle tanımlaması; bir rol yüklemesi için de evin geçimini, bu nedenle de ev dışındaki yaşamı ve çalışmayı erkeğe ait bir alan olarak görmesi; buna karşılık olarak kendi alanını ev ve aile ile sınırlaması, çalışmayı/işi daha çok erkeğin alanına ait olarak tanımlaması, bu değerler sisteminin temel taşlarını oluşturmaktadır Bu değer ve inanç sistemleri kadınları ikincil bir konuma mahkum ettiği gibi aynı zamanda çalışma yaşamının dışına itmekte veya düşük gelirli işlerde çalışmak zorunda bırakmaktadır.

Günümüzde kadınların gerek ekonomik, gerekse toplumsal alanda ikincil konumda bulunmalarının temelinde yatan ana etken ‘erkek egemen’ kültüre dayalı her alandaki cinsiyet ayrımcılığıdır. Bu ayrımcılığı yaratan ve sürdüren diğer faktörler ise genellikle azgelişmiş toplumlarda- mevcut toplumsal değerler sistemi ve bunların bir parçası olan dinsel inançlardır. Burada kastedilen değerler sistemine ait olan, bir anlamda soyut nedenlerdir. İster kadının kendisi, isterse erkek tarafından taşınıyor olsun, cinsiyete dayalı işbölümünün sonucu ve aynı zamanda bir besleyicisi olan her türlü kavramlaştırma, her türlü atıf bu kategorideki nedenleri oluşturmaktadır.

Kadının kendini erkeği evlilik ve aileyle, karı-kocalık ve annelik-babalık rolleriyle tanımlaması; bir rol yüklemesi için de evin geçimini, bu nedenle de ev dışındaki yaşamı ve çalışmayı erkeğe ait bir alan olarak görmesi; buna karşılık olarak kendi alanını ev ve aile ile sınırlaması, çalışmayı/işi daha çok erkeğin alanına ait olarak tanımlaması, bu değerler sisteminin temel taşlarını oluşturmaktadır Bu değer ve inanç sistemleri kadınları ikincil bir konuma mahkum ettiği gibi aynı zamanda çalışma yaşamının dışına itmekte veya düşük gelirli işlerde çalışmak zorunda bırakmaktadır.

Kadınları çalışma yaşamının dışına iten bir diğer önemli faktör ise eğitim olanaklarından daha az yararlan(dırıl)maları nedeniyle eğitim düzeylerinin düşük olması/kalmasıdır. Eğitim düzeyi düşük kalan kadınlar bilgiye dayalı, uzmanlık gerektiren alanlarda çalışamamakta, bunun sonucu olarak ya uzmanlık bilgisi ve becerisi gerektirmeyen düşük ücretli işlerde çalışmakta ya da tamamen çalışma yaşamının dışına itilmektedirler. Düşük eğitim düzeyi diğer toplumsal ve ekonomik koşullarla birleştiğinde gerek kentsel alanlarda gerekse kırsal alanlarda kadının çalışma yaşamına katılımı niceliksel olarak az ve statüsü/geliri düşük işlerle sınırlı kalmaktadır. Kadınların işgücü olarak çalışma yaşamına katılımını engelleyen/sınırlayan bir başka durum ise erkeklerle arasındaki kadının kendi doğasından kaynaklanan fizyolojik farklılıklardır. Erkek fizyolojik olarak daha güçlü olduğundan gebelik ve çocuk bakımı gibi işlevleri üstlenmediği için evden ve çocuklardan uzakta, ya da kadının yapamayacağı işlerde daha çok çalışabilir. Kadın ise çocukların sürekli bakımını karşılamada, bunun yanında ‘ev ekonomisi’ çalışmalarını yürütmede daha etkindir.

Kadınları çalışma yaşamının dışına iten bir diğer önemli faktör ise eğitim olanaklarından daha az yararlan(dırıl)maları nedeniyle eğitim düzeylerinin düşük olması/kalmasıdır. Eğitim düzeyi düşük kalan kadınlar bilgiye dayalı, uzmanlık gerektiren alanlarda çalışamamakta, bunun sonucu olarak ya uzmanlık bilgisi ve becerisi gerektirmeyen düşük ücretli işlerde çalışmakta ya da tamamen çalışma yaşamının dışına itilmektedirler. Düşük eğitim düzeyi diğer toplumsal ve ekonomik koşullarla birleştiğinde gerek kentsel alanlarda gerekse kırsal alanlarda kadının çalışma yaşamına katılımı niceliksel olarak az ve statüsü/geliri düşük işlerle sınırlı kalmaktadır.

Kadınların işgücü olarak çalışma yaşamına katılımını engelleyen/sınırlayan bir başka durum ise erkeklerle arasındaki kadının kendi doğasından kaynaklanan fizyolojik farklılıklardır. Erkek fizyolojik olarak daha güçlü olduğundan gebelik ve çocuk bakımı gibi işlevleri üstlenmediği için evden ve çocuklardan uzakta, ya da kadının yapamayacağı işlerde daha çok çalışabilir. Kadın ise çocukların sürekli bakımını karşılamada, bunun yanında ‘ev ekonomisi’ çalışmalarını yürütmede daha etkindir.

2- Dünyada Kadın İşgücü Dünya ölçeğinde özellikle 1970’li yıllardan itibaren kapitalizmin kronikleşen dönemsel krizleri Batı ülkelerinde üretim süreçlerinde yavaşlamalara, imalat sektöründe kapasite kullanım oranlarında büyük düşüşlere neden olmuştur. Arz-talep ilişkisinde yaşanan oransal olmayan gelişmeler, petrol fiyatlarının yükselmesinin girdi maliyetlerindeki artışlar diğer gelişmelerle birlikte dünya ekonomisinde yarattığı etkiler işsizliğin kitlesel boyutlara ulaşmasına, halk kesimlerinin yoksullaşmasına neden olmuştur. Dünya ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler sonucunda, ekonominin yeniden yapılandırılması zorunlu olarak gündeme getirmiştir. Üretim süreçlerde meydana gelen bu radikal d eğiş imler ve bunlar ı n ekonomik, toplumsal, siyasal ve finansal boyutlar ı ile ilgili farkl ı düşünce ve tezler ortaya at ı lm ış t ı r. Bu farkl ı düşünce ve tezlere kar şı n kadın eme ğ ine ili ş kin yap ı lm ış çok fazla çal ış ma yoktur. Var olan çal ış malar genellikle kadın ara ş t ı rmac ı lar taraf ı ndan s ı n ı rl ı olanaklar çerçevesinde yap ı lm ış t ı r. Yap ı lan s ı n ı rl ı çal ış malar küreselleşme ile birlikte kadın işgücünün istihdam ı nda hat ı r ı say ı l ı r bir art ış oldu ğ unu göstermekte ve bu durum “i ş gücünün feminizasyonu” olarak adland ı r ı lmaktad ı r .

Dünya ölçeğinde özellikle 1970’li yıllardan itibaren kapitalizmin kronikleşen dönemsel krizleri Batı ülkelerinde üretim süreçlerinde yavaşlamalara, imalat sektöründe kapasite kullanım oranlarında büyük düşüşlere neden olmuştur. Arz-talep ilişkisinde yaşanan oransal olmayan gelişmeler, petrol fiyatlarının yükselmesinin girdi maliyetlerindeki artışlar diğer gelişmelerle birlikte dünya ekonomisinde yarattığı etkiler işsizliğin kitlesel boyutlara ulaşmasına, halk kesimlerinin yoksullaşmasına neden olmuştur.

Dünya ekonomisinde yaşanan bu gelişmeler sonucunda, ekonominin yeniden yapılandırılması zorunlu olarak gündeme getirmiştir. Üretim süreçlerde meydana gelen bu radikal d eğiş imler ve bunlar ı n ekonomik, toplumsal, siyasal ve finansal boyutlar ı ile ilgili farkl ı düşünce ve tezler ortaya at ı lm ış t ı r. Bu farkl ı düşünce ve tezlere kar şı n kadın eme ğ ine ili ş kin yap ı lm ış çok fazla çal ış ma yoktur. Var olan çal ış malar genellikle kadın ara ş t ı rmac ı lar taraf ı ndan s ı n ı rl ı olanaklar çerçevesinde yap ı lm ış t ı r. Yap ı lan s ı n ı rl ı çal ış malar küreselleşme ile birlikte kadın işgücünün istihdam ı nda hat ı r ı say ı l ı r bir art ış oldu ğ unu göstermekte ve bu durum “i ş gücünün feminizasyonu” olarak adland ı r ı lmaktad ı r .

Günümüzde kadın i ş gücünün özellikle küreselle ş meye ko ş ut olarak bu kadar istihdam edilmesinin temel nedenleri ş öyle özetlenebilir: 1970’lerde özellikle geli ş mi ş ülkelerde işgücü üretkenli ğ inin üst s ı n ı rlara ula ş mas ı nedeniyle ekonomik krizlerle yüz yüze kal ı nd ı . Bu durum uluslar aras ı sermayeyi yeni aray ı şlara ve yeniden yap ı lanmaya zorlad ı . Bunun sonucu olarak ithal ikameci ekonomik uygulamalardan vazgeçilerek ihracata dayal ı (d ış a aç ı lma modeli) ve yabanc ı sermayeyi ülkeye çekmeye dayal ı özendirici önlemlerin al ı nmas ı ve hayata geçirilmesi gündeme geldi. Gelişmiş ülke ekonomileri ve çok uluslu şirketler bunun sonucunda; Benimsenen yeni mali ve idari stratejiler doğrultusunda çok uluslu şirketler daha ucuz ve daha esnek emek kaynakları arayışına yöneldiler. Gerek enformasyon ve bilişim alanında ulaşılan teknolojik gelişme düzeyi, gerekse üretim teknolojilerinde sağlanan yenilikler üretim süreçlerinin parçalanmasına neden oldu.

Günümüzde kadın i ş gücünün özellikle küreselle ş meye ko ş ut olarak bu kadar istihdam edilmesinin temel nedenleri ş öyle özetlenebilir:

1970’lerde özellikle geli ş mi ş ülkelerde işgücü üretkenli ğ inin üst s ı n ı rlara ula ş mas ı nedeniyle ekonomik krizlerle yüz yüze kal ı nd ı . Bu durum uluslar aras ı sermayeyi yeni aray ı şlara ve yeniden yap ı lanmaya zorlad ı . Bunun sonucu olarak ithal ikameci ekonomik uygulamalardan vazgeçilerek ihracata dayal ı (d ış a aç ı lma modeli) ve yabanc ı sermayeyi ülkeye çekmeye dayal ı özendirici önlemlerin al ı nmas ı ve hayata geçirilmesi gündeme geldi.

Gelişmiş ülke ekonomileri ve çok uluslu şirketler bunun sonucunda;

Benimsenen yeni mali ve idari stratejiler doğrultusunda çok uluslu şirketler daha ucuz ve daha esnek emek kaynakları arayışına yöneldiler.

Gerek enformasyon ve bilişim alanında ulaşılan teknolojik gelişme düzeyi, gerekse üretim teknolojilerinde sağlanan yenilikler üretim süreçlerinin parçalanmasına neden oldu.

Bu çalışmalara göre, 1980’lerden sonra dünyada kadın emeğinin ekonomiye entegrasyonu artarken, erkek işgücünün ekonominin dışına çıkma eğiliminin güçlendiğini göstermektedir. Örneğin: OECD ülkelerinde 1980 sonrası kadın istihdamı her yıl düzenli olarak artış göstererek günümüzde % 25’ler düzeyine ulaşmıştır. Bu oran kadın nüfusunun artışından daha fazladır. 1980’lerin başında kadın işgücünün ekonomiye katılımının görece düşük olduğu bazı ülkelerde (Hollanda, İspanya gibi) günümüzde bu oran % 75-100 dolayındadır. Benzer eğilimler ABD’de de gözlenmektedir. ABD’de 1980’lerde kadınların işgücüne katılımları % 40 civarında iken, bu oran bugün % 60’lar dolayındadır.

Bu çalışmalara göre, 1980’lerden sonra dünyada kadın emeğinin ekonomiye entegrasyonu artarken, erkek işgücünün ekonominin dışına çıkma eğiliminin güçlendiğini göstermektedir.

Örneğin: OECD ülkelerinde 1980 sonrası kadın istihdamı her yıl düzenli olarak artış göstererek günümüzde % 25’ler düzeyine ulaşmıştır. Bu oran kadın nüfusunun artışından daha fazladır. 1980’lerin başında kadın işgücünün ekonomiye katılımının görece düşük olduğu bazı ülkelerde (Hollanda, İspanya gibi) günümüzde bu oran % 75-100 dolayındadır. Benzer eğilimler ABD’de de gözlenmektedir. ABD’de 1980’lerde kadınların işgücüne katılımları % 40 civarında iken, bu oran bugün % 60’lar dolayındadır.

Çok Uluslu Ş irketler kad ı nlar ı erkeklere oranla daha üretken kabul etmektedirler. Çünkü kad ı nlar erkeklere göre s ı k ı c ı , monoton i ş lere, dü ş ük ücrete, uzun çal ış ma saatlerine ve kötü çal ış ma ko ş ullar ı na kolayca raz ı olabilmektedirler. Haz ı r giyim ve elektronik sektöründe kad ı nlara yönelik eve i ş verme modeli, daha ucuz ve verimli oldu ğ u için, birim maliyetin dü ş ürülmesi noktas ı nda Çok Uluslu Ş irketler taraf ı ndan tercih edilmektedir. Yukar ı da belirtti ğ imiz, özellikle küreselle ş me sürecine paralel kadın eme ğ inin ekonomiye entegrasyonu eve i ş verme modeli dikkate al ı narak yap ıl an bir de ğ erlendirmedir. Çünkü kadın i ş gücünün formel sektörde istihdam ı halen dü ş üktür.

Çok Uluslu Ş irketler kad ı nlar ı erkeklere oranla daha üretken kabul etmektedirler. Çünkü kad ı nlar erkeklere göre s ı k ı c ı , monoton i ş lere, dü ş ük ücrete, uzun çal ış ma saatlerine ve kötü çal ış ma ko ş ullar ı na kolayca raz ı olabilmektedirler. Haz ı r giyim ve elektronik sektöründe kad ı nlara yönelik eve i ş verme modeli, daha ucuz ve verimli oldu ğ u için, birim maliyetin dü ş ürülmesi noktas ı nda Çok Uluslu Ş irketler taraf ı ndan tercih edilmektedir. Yukar ı da belirtti ğ imiz, özellikle küreselle ş me sürecine paralel kadın eme ğ inin ekonomiye entegrasyonu eve i ş verme modeli dikkate al ı narak yap ıl an bir de ğ erlendirmedir. Çünkü kadın i ş gücünün formel sektörde istihdam ı halen dü ş üktür.

Ancak bu durum bütün ülkelerdeki çalışan kesim ve özellikle de kadınlar için geçerli değildir. Dünya ölçeğinde bazı ülkelerde kadın emeği üretim sürecine bu kadar yoğunlukta katılırken, birçok ülkede bu süreç tersine işlemiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün yaptığı araştırmalara göre, 1997 yılında ortaya çıkan Asya-Pasifik Krizi, özellikle kadın işçilerin iş garantilerini ortadan kaldırırken, yüksek ücretli işleri düşük ücretli hale getiriyor Bu kriz sonrasında Güney Kore’de normal işlerde çalışan kadın işçilerin oranı % 20 azalırken, bu oran erkek işçilerde % 6 olarak ortaya çıkmıştır. Aynı süreçte Filipinler’de bu oran kadınlarda % 15, erkeklerde % 12 olarak gerçekleşmiştir. Sovyetler’in da ğı lmas ı ndan sonra piyasa ekonomisine geçi ş te eski Do ğ u Bloku ülkelerinde yine a ğı rl ı kl ı olarak i ş siz kalan kesim, kad ı nlar olmu ş tur. Bu süreçte Macaristan’da i ş siz kalan kadın oran ı % 40, Estonya’da % 31, Litvanya’da % 33, Rusya’da % 21, Slovenya Cumhuriyeti’nde %12, Polonya’da % 13 olarak görülmü ş tür .

Ancak bu durum bütün ülkelerdeki çalışan kesim ve özellikle de kadınlar için geçerli değildir. Dünya ölçeğinde bazı ülkelerde kadın emeği üretim sürecine bu kadar yoğunlukta katılırken, birçok ülkede bu süreç tersine işlemiştir.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün yaptığı araştırmalara göre, 1997 yılında ortaya çıkan Asya-Pasifik Krizi, özellikle kadın işçilerin iş garantilerini ortadan kaldırırken, yüksek ücretli işleri düşük ücretli hale getiriyor

Bu kriz sonrasında Güney Kore’de normal işlerde çalışan kadın işçilerin oranı % 20 azalırken, bu oran erkek işçilerde % 6 olarak ortaya çıkmıştır. Aynı süreçte Filipinler’de bu oran kadınlarda % 15, erkeklerde % 12 olarak gerçekleşmiştir.

Sovyetler’in da ğı lmas ı ndan sonra piyasa ekonomisine geçi ş te eski Do ğ u Bloku ülkelerinde yine a ğı rl ı kl ı olarak i ş siz kalan kesim, kad ı nlar olmu ş tur. Bu süreçte Macaristan’da i ş siz kalan kadın oran ı % 40, Estonya’da % 31, Litvanya’da % 33, Rusya’da % 21, Slovenya Cumhuriyeti’nde %12, Polonya’da % 13 olarak görülmü ş tür .

3- Türkiye’de Kadın İşgücü   Ülkemizde kadın i ş gücünün çal ış ma ya ş am ı na kat ı l ı m ı nda ya ş anan sorunlar ve geli ş meler dünyada ya ş ananlardan ba ğı ms ı z de ğ ildir ve büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir Türkiye gibi de ğ i şi mi ve geli ş imi devam etmekte olan bir ülkede bir yandan ça ğ da ş de ğ erler ve yüksek ya ş am standard ı , öte yandan da geleneksel de ğ erler ve çok dü ş ük ya ş am standartlar ı bir arada varl ığını sürdürebilmektedir. Bu durum Türkiye , öteki Türkiye ayr ı m ı na yol açarken, toplumsal katmanlar aras ı ndaki uçurumu sürekli derinle ş tirmekte ve ayn ı zamanda birbirine dü ş manl ı k düzeyinde duygular besleyen toplumsal katmanlar ı n olu ş umuna neden olmaktad ı r.

  Ülkemizde kadın i ş gücünün çal ış ma ya ş am ı na kat ı l ı m ı nda ya ş anan sorunlar ve geli ş meler dünyada ya ş ananlardan ba ğı ms ı z de ğ ildir ve büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir

Türkiye gibi de ğ i şi mi ve geli ş imi devam etmekte olan bir ülkede bir yandan ça ğ da ş de ğ erler ve yüksek ya ş am standard ı , öte yandan da geleneksel de ğ erler ve çok dü ş ük ya ş am standartlar ı bir arada varl ığını sürdürebilmektedir. Bu durum Türkiye , öteki Türkiye ayr ı m ı na yol açarken, toplumsal katmanlar aras ı ndaki uçurumu sürekli derinle ş tirmekte ve ayn ı zamanda birbirine dü ş manl ı k düzeyinde duygular besleyen toplumsal katmanlar ı n olu ş umuna neden olmaktad ı r.

Bu süreçte kısmi çalışma, geçici işçilik, çağrı üzerine çalışma, kendi hesabına çalışma, hafta sonu çalışma, işin paylaşılması, işin bölünmesi ve esnek çalışma saatleri gibi yeni istihdam biçimleri, işgücü maliyetlerinin düşürülmesini gerektiren küresel rekabet ortamında hızla yaygınlaşmaktadır. Bu istihdam biçimleri genellikle sendikalaşmanın zor hatta bazı durumlarda olanaksız olduğu alanda görülmektedir. Özellikle sanayileşmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde hizmetler sektöründe ve küçük işletmelerde istihdam artmaktadır. Çünkü bu iki istihdam alanı, “esnek” çalışma alanları sunduğu için kadın istihdamı bu alanlarda artış göstermektedir.

Bu süreçte kısmi çalışma, geçici işçilik, çağrı üzerine çalışma, kendi hesabına çalışma, hafta sonu çalışma, işin paylaşılması, işin bölünmesi ve esnek çalışma saatleri gibi yeni istihdam biçimleri, işgücü maliyetlerinin düşürülmesini gerektiren küresel rekabet ortamında hızla yaygınlaşmaktadır. Bu istihdam biçimleri genellikle sendikalaşmanın zor hatta bazı durumlarda olanaksız olduğu alanda görülmektedir.

Özellikle sanayileşmesini tamamlamış olan gelişmiş ülkelerde hizmetler sektöründe ve küçük işletmelerde istihdam artmaktadır. Çünkü bu iki istihdam alanı, “esnek” çalışma alanları sunduğu için kadın istihdamı bu alanlarda artış göstermektedir.

Yüksek yaşam standartlarının egemen olduğu üst sınıflarda kadının çalışma özgürlüğü bulunmasına karşın ekonomik açıdan ailenin gereksinimi olmadığı için kadın çalışma ihtiyacı hissetmemektedir. Ama yine de kadın istihdamının en yüksek olduğu çevre, üst sosyo-ekonomik sınıflardır Düşük yaşam standartlarının egemen olduğu alt sınıflarda ailenin ihtiyacı olmasına karşın, sahip olunan toplumsal ve dinsel değerlerden dolayı kadının çalışma yaşamına katılımına pek sıcak bakılmamaktadır. Eğer kadının kocasının rızası olursa “namusuyla” çalışabileceği işlerde işgücüne katılabilmektedir. Ülkemizde son yıllarda sivil toplum ve demokratikleşme yolunda hızlı adımlar atılmasına karşın mevcut değerlerin varlığını sürdürmesi ve uygulama noktasındaki eksikliklerden dolayı bu alandaki sorunların büyük çoğunluğu varlığını sürdürmektedir

Yüksek yaşam standartlarının egemen olduğu üst sınıflarda kadının çalışma özgürlüğü bulunmasına karşın ekonomik açıdan ailenin gereksinimi olmadığı için kadın çalışma ihtiyacı hissetmemektedir. Ama yine de kadın istihdamının en yüksek olduğu çevre, üst sosyo-ekonomik sınıflardır

Düşük yaşam standartlarının egemen olduğu alt sınıflarda ailenin ihtiyacı olmasına karşın, sahip olunan toplumsal ve dinsel değerlerden dolayı kadının çalışma yaşamına katılımına pek sıcak bakılmamaktadır. Eğer kadının kocasının rızası olursa “namusuyla” çalışabileceği işlerde işgücüne katılabilmektedir.

Ülkemizde son yıllarda sivil toplum ve demokratikleşme yolunda hızlı adımlar atılmasına karşın mevcut değerlerin varlığını sürdürmesi ve uygulama noktasındaki eksikliklerden dolayı bu alandaki sorunların büyük çoğunluğu varlığını sürdürmektedir

Ülkemizde kadınların çalışma yaşamına daha aktif olarak katılımları yaklaşık olarak 1950’lere dayanmaktadır. Bu dönemde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte Demokrat Parti iktidara gelmiştir. DP’nin iktidar olmasıyla birlikte ekonomide geçici bir canlanma ortaya çıkmıştır. Ancak bu hızlı ekonomik canlanma, DP’nin uzun vadeli siyasal ve toplumsal uyum politikasına ve bu politikanın zihinsel temellerine sahip olmaması nedeniyle ilkeli ve planlı kalkınma terk edilerek, günü kurtarmaya dönük, pratik çözümler içeren ekonomik bir siyasa izlendi. Bu ekonomik siyasanın sonucunda beliren kırın iticiliği ve tarımda modernizasyondan dolayı köylerde açığa çıkan işgücünün zorunlu olarak kentlere yönelmesi nedeniyle kentlerde yoğun ve niteliksiz bir işgücü fazlasını ortaya çıkmıştır .

Ülkemizde kadınların çalışma yaşamına daha aktif olarak katılımları yaklaşık olarak 1950’lere dayanmaktadır. Bu dönemde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte Demokrat Parti iktidara gelmiştir. DP’nin iktidar olmasıyla birlikte ekonomide geçici bir canlanma ortaya çıkmıştır. Ancak bu hızlı ekonomik canlanma, DP’nin uzun vadeli siyasal ve toplumsal uyum politikasına ve bu politikanın zihinsel temellerine sahip olmaması nedeniyle ilkeli ve planlı kalkınma terk edilerek, günü kurtarmaya dönük, pratik çözümler içeren ekonomik bir siyasa izlendi.

Bu ekonomik siyasanın sonucunda beliren kırın iticiliği ve tarımda modernizasyondan dolayı köylerde açığa çıkan işgücünün zorunlu olarak kentlere yönelmesi nedeniyle kentlerde yoğun ve niteliksiz bir işgücü fazlasını ortaya çıkmıştır .

Sanayileşmeye ba ğ l ı olmadan ortaya ç ı kan bu zorunlu iç göç, kentlerde (içme suyu, altyap ı , e ğ itim, sa ğlı k, ula şı m vs.) ciddi sorunlar ı n yaşanmas ı na neden olmuştur. 1950’li y ı llarda kentsel alanlarda sanayi i ş çili ğ i, toplumsal sayg ı nl ı k aç ı s ı ndan hizmet sektöründen sonra gelmekteydi ve zorunlu kal ı nmad ı kça kad ı nlar taraf ı ndan pek tercih edilmemekteydi. Bu dönemde gelişmeye başlayan hizmet sektörü erkekler kadar olmasa da kad ı nlara da yeni i ş olanaklar ı yaratmaktayd ı . 1970’li yıllardan itibaren gerek kentsel yaşamın yarattığı koşulların olumsuz dayatmalarına, gerekse kent kültürünün etkisine bağlı olarak, kentlerde çalışmak isteyen kadınların sayısı önemli ölçüde artmaya başladı. Ancak 1980’li yıllardan itibaren kadınların çalışma talebine karşılık sanayi sektörü aynı oranda istihdam olanağı yaratamamıştır. Hizmet sektörü, sanayi sektörüne oranla daha hızlı bir gelişme gösterip, daha fazla istihdam olanağı sağladıysa da kadınların işgücü talebi karşısında yetersiz kalmıştır.

Sanayileşmeye ba ğ l ı olmadan ortaya ç ı kan bu zorunlu iç göç, kentlerde (içme suyu, altyap ı , e ğ itim, sa ğlı k, ula şı m vs.) ciddi sorunlar ı n yaşanmas ı na neden olmuştur. 1950’li y ı llarda kentsel alanlarda sanayi i ş çili ğ i, toplumsal sayg ı nl ı k aç ı s ı ndan hizmet sektöründen sonra gelmekteydi ve zorunlu kal ı nmad ı kça kad ı nlar taraf ı ndan pek tercih edilmemekteydi. Bu dönemde gelişmeye başlayan hizmet sektörü erkekler kadar olmasa da kad ı nlara da yeni i ş olanaklar ı yaratmaktayd ı .

1970’li yıllardan itibaren gerek kentsel yaşamın yarattığı koşulların olumsuz dayatmalarına, gerekse kent kültürünün etkisine bağlı olarak, kentlerde çalışmak isteyen kadınların sayısı önemli ölçüde artmaya başladı. Ancak 1980’li yıllardan itibaren kadınların çalışma talebine karşılık sanayi sektörü aynı oranda istihdam olanağı yaratamamıştır. Hizmet sektörü, sanayi sektörüne oranla daha hızlı bir gelişme gösterip, daha fazla istihdam olanağı sağladıysa da kadınların işgücü talebi karşısında yetersiz kalmıştır.

1990 lar da Kadın İşgücü Sektörel Dağılımı Ancak 1990’lar ı n ba şı nda at ı l kapasite kullan ı m ı yoluyla sa ğ lanan imalat art ışı n ı n maksimizasyonu nedeniyle sanayi sektöründe ciddi durgunluklar ortaya ç ı km ış t ı r. Bu süreçte i ş çi ç ı karma yasa ğı n ı n 1980 y ı l ı nda kald ı r ı lmas ı ile i ş sizlik oran ı nda büyük art ış lar ya ş anm ış t ı r. Sadece 1980-1985 y ı llar ı aras ı nda sanayi sektöründe i ş siz kalan kad ı nlar ı n oran ı %20’ler dolay ı ndad ı r . Günümüzde kadınların istihdam ve işgücüne katılma durumlarına baktığımızda sadece ¼’ü (% 26.4) işgücüne katılabilmektedir. İşgücüne katılanların ancak % 37.3’ü gelir getirici bir işte çalışabilmektedir. Çalışan kadınların sektörel dağılımları incelendiğinde % 69.5’i tarım sektöründe, % 10.8’i sanayi sektöründe, % 19.7’si ise hizmetler sektöründe çalıştıkları gözlenmektedir. %69.5 Tarım %19.7 Hizmetler %10.8 Sanayi

Ancak 1990’lar ı n ba şı nda at ı l kapasite kullan ı m ı yoluyla sa ğ lanan imalat art ışı n ı n maksimizasyonu nedeniyle sanayi sektöründe ciddi durgunluklar ortaya ç ı km ış t ı r. Bu süreçte i ş çi ç ı karma yasa ğı n ı n 1980 y ı l ı nda kald ı r ı lmas ı ile i ş sizlik oran ı nda büyük art ış lar ya ş anm ış t ı r. Sadece 1980-1985 y ı llar ı aras ı nda sanayi sektöründe i ş siz kalan kad ı nlar ı n oran ı %20’ler dolay ı ndad ı r . Günümüzde kadınların istihdam ve işgücüne katılma durumlarına baktığımızda sadece ¼’ü (% 26.4) işgücüne katılabilmektedir. İşgücüne katılanların ancak % 37.3’ü gelir getirici bir işte çalışabilmektedir. Çalışan kadınların sektörel dağılımları incelendiğinde % 69.5’i tarım sektöründe, % 10.8’i sanayi sektöründe, % 19.7’si ise hizmetler sektöründe çalıştıkları gözlenmektedir.

Kentleşme süreci ile birlikte Türkiye’de kadının çalışma yaşamından uzaklaştığı görülmektedir. 15 yaş üzeri nüfusun 1970 ve 1990 arası işgücüne katılımı incelendiğinde, kadının yıllık işgücüne katılım oranı % 1.7 iken, bu oran erkeklerde % 2.4’tür. 1970 yılında çalışabilecek kadın nüfusun % 54’ü çalışma yaşamına aktif olarak katılırken; bu oran 1990’larda % 45’e düşmüştür. Aynı dönemde erkeklerin işgücüne katılım oranı 1970’lerde %80 iken, 1990’larda % 84’e çıkmıştır. Günümüzde halen çal ı şan nüfusun % 34’ü kad ı nd ı r. Bu % 34’lük kesimin % 80 ise tar ı m sektöründe istihdam edilmektedir. Kad ı n ı n istihdam ı sorunu irdelerken önemle alt ı n ı n çizilmesi gereken konu, k ı rdan kente göç olgusudur. K ı rdan kente göç ile birlikte kad ı n ı n sektörel bazda da ğı l ı m ı n ı n de ğ i ş mesi beklendi ğ i kadar h ı zl ı olmamaktad ı r. Bu nedenle tar ı m sektöründen kopan kad ı n ı n, tar ı m d ışı sektörlerde istihdam ı oldukça dü ş ük kalmaktad ı r. Bunun en önemli nedeni kad ı n ı n okulla ş ma düzeyinin dü ş ük olmas ı , hizmet öncesi ve hizmet içi mesleki kurslarda yer almamas ı , i ş piyasas ı nda eme ğ ini sunacak niteli ğ e sahip olmas ı n ı engellemektedir .

Kentleşme süreci ile birlikte Türkiye’de kadının çalışma yaşamından uzaklaştığı görülmektedir. 15 yaş üzeri nüfusun 1970 ve 1990 arası işgücüne katılımı incelendiğinde, kadının yıllık işgücüne katılım oranı % 1.7 iken, bu oran erkeklerde % 2.4’tür. 1970 yılında çalışabilecek kadın nüfusun % 54’ü çalışma yaşamına aktif olarak katılırken; bu oran 1990’larda % 45’e düşmüştür. Aynı dönemde erkeklerin işgücüne katılım oranı 1970’lerde %80 iken, 1990’larda % 84’e çıkmıştır.

Günümüzde halen çal ı şan nüfusun % 34’ü kad ı nd ı r. Bu % 34’lük kesimin % 80 ise tar ı m sektöründe istihdam edilmektedir. Kad ı n ı n istihdam ı sorunu irdelerken önemle alt ı n ı n çizilmesi gereken konu, k ı rdan kente göç olgusudur. K ı rdan kente göç ile birlikte kad ı n ı n sektörel bazda da ğı l ı m ı n ı n de ğ i ş mesi beklendi ğ i kadar h ı zl ı olmamaktad ı r. Bu nedenle tar ı m sektöründen kopan kad ı n ı n, tar ı m d ışı sektörlerde istihdam ı oldukça dü ş ük kalmaktad ı r. Bunun en önemli nedeni kad ı n ı n okulla ş ma düzeyinin dü ş ük olmas ı , hizmet öncesi ve hizmet içi mesleki kurslarda yer almamas ı , i ş piyasas ı nda eme ğ ini sunacak niteli ğ e sahip olmas ı n ı engellemektedir .

4-Sonuç ve Değerlendirme Türkiye’de çalışan kadınların büyük çoğunluğu ücretsiz (aile işçisi), sigortasız ve sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadırlar. Kırsal kesimde kadının çalışmasına karşılık elde ettiği şey, yaşamını sürdürebilmesi ve evlenmelerde babasına sağladığı başlık parasıdır Sanayi sektöründe çalışan kadınların önemli bir kısmı sigortasız ve sosyal güvenceden yoksun oldukları görülmektedir. Ülkemizde ücretsiz aile işçiliği yoğunluklu olarak kırsal alanlarda gözlenirken, kentlerde kadınlar genellikle bir ücret karşılığı işlerde çalışmaktadırlar. Türkiye’nin 1980’lerde hızla içine girdiği küreselleşme sürecinde, hem ucuz işgücü kullanımını hem de esnek üretim örgütlenmesini vazgeçilmez kılmıştır. İhracata yönelik sanayileşme modeli, ulusal pazarda üretmeye ve satmaya alışık sanayi işletmelerini uluslararası pazarda rekabete zorlamıştır. İhracata yönelik üretim yapan sanayi kuruluşlarının rekabet edebilme yetenekleri, üretim esnekliği ve düşük ücret politikalarına bağlanmıştır. Bu çerçevede, kadın emeğinin değeri ve kontrol edilebilirliğiyle ilişkili özellikleri nedeniyle, dokuma, giyim gibi özellikle dışa açık sanayi kollarında feminizasyonun artığına dair işaretler vardır

Türkiye’de çalışan kadınların büyük çoğunluğu ücretsiz (aile işçisi), sigortasız ve sosyal güvenceden yoksun olarak çalışmaktadırlar. Kırsal kesimde kadının çalışmasına karşılık elde ettiği şey, yaşamını sürdürebilmesi ve evlenmelerde babasına sağladığı başlık parasıdır Sanayi sektöründe çalışan kadınların önemli bir kısmı sigortasız ve sosyal güvenceden yoksun oldukları görülmektedir. Ülkemizde ücretsiz aile işçiliği yoğunluklu olarak kırsal alanlarda gözlenirken, kentlerde kadınlar genellikle bir ücret karşılığı işlerde çalışmaktadırlar.

Türkiye’nin 1980’lerde hızla içine girdiği küreselleşme sürecinde, hem ucuz işgücü kullanımını hem de esnek üretim örgütlenmesini vazgeçilmez kılmıştır. İhracata yönelik sanayileşme modeli, ulusal pazarda üretmeye ve satmaya alışık sanayi işletmelerini uluslararası pazarda rekabete zorlamıştır. İhracata yönelik üretim yapan sanayi kuruluşlarının rekabet edebilme yetenekleri, üretim esnekliği ve düşük ücret politikalarına bağlanmıştır. Bu çerçevede, kadın emeğinin değeri ve kontrol edilebilirliğiyle ilişkili özellikleri nedeniyle, dokuma, giyim gibi özellikle dışa açık sanayi kollarında feminizasyonun artığına dair işaretler vardır

Ülkemizdeki İstihdam Edilen Kadın İşgücünün Eğitim Düzeyi Ülkemizdeki istihdam edilen kadın işgücünün eğitim düzeyi % 22’si okur-yazar olmayan, % 51’i ilkokul mezunu, % 9’i ortaokul mezunu, % 10’u lise mezunu ve % 8’i ise yüksek okul/üniversite mezunu şeklinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de yüksek öğrenim görmüş kadınların aynı niteliğe sahip erkeklerden az olması, özellikle yönetici kadrolarda çok az yer almalarına neden olmaktadır. Bunun yanında erkeklerin egemen kültürel değerler nedeniyle kadın yönetici altında çalışmak istememesi işverenlerin kadınları yönetim kademelerinden uzak tutmasına neden olmaktadır. Bir başka etken de kadınların bu konudaki isteksizliği ve duyarsızlığıdır. Çalışan kadınların genel olarak geleneksel kadın rollerini benimsedikleri ve çalışma ortamlarındaki rollerini ikinci planda tuttukları görülmektedir. % 22 Okur-Yazar Olmayan % 51 İlkokul Mezunu % 8 Yüksek Okul/Üniversite Mezunu % 9 Ortaokul Mezunu % 10 Lise Mezunu

Ülkemizdeki istihdam edilen kadın işgücünün eğitim düzeyi % 22’si okur-yazar olmayan, % 51’i ilkokul mezunu, % 9’i ortaokul mezunu, % 10’u lise mezunu ve % 8’i ise yüksek okul/üniversite mezunu şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de yüksek öğrenim görmüş kadınların aynı niteliğe sahip erkeklerden az olması, özellikle yönetici kadrolarda çok az yer almalarına neden olmaktadır. Bunun yanında erkeklerin egemen kültürel değerler nedeniyle kadın yönetici altında çalışmak istememesi işverenlerin kadınları yönetim kademelerinden uzak tutmasına neden olmaktadır. Bir başka etken de kadınların bu konudaki isteksizliği ve duyarsızlığıdır. Çalışan kadınların genel olarak geleneksel kadın rollerini benimsedikleri ve çalışma ortamlarındaki rollerini ikinci planda tuttukları görülmektedir.

Günümüzde kad ı nlar ı n en yo ğ un meslek alanlar ı tekstil, ö ğ retmenlik,t ı pla ilgili alanlar, bankac ı l ı k, borsa, g ı da, madencilik, otomotiv, medya, turizm, sigortac ı l ı k, bili ş im sektörüdür. Yapılan araştırmalar kadın işgücünün bazı iş kollarına göre dağılımı şöyledir: Avukat % 28, Mimar % 39, Mühendis % 14, Akademisyen % 33’tür. Bu rakamlar gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında belki sevindiricidir ama rakamların yüksek oluşu bu alandaki toplam sayının düşük oluşundan da kaynaklanmaktadır. Ülkemizde üst kademe yöneticisi konumundaki kadın oranının % 0.20 olduğunu dikkate aldığımızda yukarıda sıraladığımız gerekçelerin haklılığı ortaya çıkar. %31 Akademisyen %33 Mimar %28 Avukat %8Müh.

Günümüzde kad ı nlar ı n en yo ğ un meslek alanlar ı tekstil, ö ğ retmenlik,t ı pla ilgili alanlar, bankac ı l ı k, borsa, g ı da, madencilik, otomotiv, medya, turizm, sigortac ı l ı k, bili ş im sektörüdür.

Yapılan araştırmalar kadın işgücünün bazı iş kollarına göre dağılımı şöyledir: Avukat % 28, Mimar % 39, Mühendis % 14, Akademisyen % 33’tür. Bu rakamlar gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında belki sevindiricidir ama rakamların yüksek oluşu bu alandaki toplam sayının düşük oluşundan da kaynaklanmaktadır. Ülkemizde üst kademe yöneticisi konumundaki kadın oranının % 0.20 olduğunu dikkate aldığımızda yukarıda sıraladığımız gerekçelerin haklılığı ortaya çıkar.

Kamu Sektöründe Kadın İşgücü Kad ı nlar ı n yo ğ un olarak çal ış t ı klar ı kesim kamu kesimidir. Kamuda da yönetici konumunda olan kad ı n say ı s ı azd ı r ve daha çok şef, müdür gibi daha alt düzey yönetici konumundad ı r. Kamuda çal ış an kad ı nlar ı n yönetici statüsünde olanlar ı n ı n % 80’i şef, % 15’i şube müdürü, % 3.7’si daire ba ş kan ı ve % 0.12’si genel müdür düzeyindedir Yönetim kademesinde çal ış anlar ı n genel durumu dikkate al ı nd ığı nda bu alanda çal ış an kad ı n say ı s ı sadece % 4.2’dir. Bu olumsuz tablonun ortadan kald ı r ı labilmesi için at ı lmas ı gereken baz ı ad ı mlar vard ı r. Bunlar ı öneri olarak sunuyoruz. % 80 Ş ube M üdürü % 15 Ş ef % 3.7 D aire B a ş kan ı % 0.12 G enel müdür

Kad ı nlar ı n yo ğ un olarak çal ış t ı klar ı kesim kamu kesimidir. Kamuda da yönetici konumunda olan kad ı n say ı s ı azd ı r ve daha çok şef, müdür gibi daha alt düzey yönetici konumundad ı r. Kamuda çal ış an kad ı nlar ı n yönetici statüsünde olanlar ı n ı n % 80’i şef, % 15’i şube müdürü, % 3.7’si daire ba ş kan ı ve % 0.12’si genel müdür düzeyindedir

Yönetim kademesinde çal ış anlar ı n genel durumu dikkate al ı nd ığı nda bu alanda çal ış an kad ı n say ı s ı sadece % 4.2’dir.

Bu olumsuz tablonun ortadan kald ı r ı labilmesi için at ı lmas ı gereken baz ı ad ı mlar vard ı r. Bunlar ı öneri olarak sunuyoruz.

ÖNERİLER Atılacak adımların başında kadının statüsünün yükseltilmesi geliyor. Kadın statüsü, kadının aile ve toplum içindeki konumu olarak tanımlanabilir. Bu statüyü yükseltmenin yolu, kadının genel anlamda daha fazla eğitim olanaklarından yararlandırılması, özel anlamda da daha fazla mesleki teknik bilgi almasını sağlamak. Kad ı n ı n statüsünün yükseltilmesi ayn ı zamanda laik-demokratik sisteme yönelen tehditleri de azaltacakt ı r. Bugün Anadolu’da binlerce kad ı n imam nikahl ı olarak ya ş amakta, üzerine kuma getirilmekte ya da kendisi kuma olarak gitmek zorunda kalmaktad ı r. Statüsü yüksek kad ı nlar ı n böyle sorunlar ı olmad ığı bilinmektedir.

ÖNERİLER

Atılacak adımların başında kadının statüsünün yükseltilmesi geliyor. Kadın statüsü, kadının aile ve toplum içindeki konumu olarak tanımlanabilir. Bu statüyü yükseltmenin yolu, kadının genel anlamda daha fazla eğitim olanaklarından yararlandırılması, özel anlamda da daha fazla mesleki teknik bilgi almasını sağlamak.

Kad ı n ı n statüsünün yükseltilmesi ayn ı zamanda laik-demokratik sisteme yönelen tehditleri de azaltacakt ı r. Bugün Anadolu’da binlerce kad ı n imam nikahl ı olarak ya ş amakta, üzerine kuma getirilmekte ya da kendisi kuma olarak gitmek zorunda kalmaktad ı r. Statüsü yüksek kad ı nlar ı n böyle sorunlar ı olmad ığı bilinmektedir.

Nüfus artış hızının denetim altına alınması, mevcut iş olanakları yetersizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerini götürme yaşanan yetersizlikleri belli ölçüde ortadan kaldıracaktır. Bunun yanında statüsü yükselen kadınların yetiştireceği çocukların daha eğitimli ve bilinçli olacağı dikkate alınarak geleceğimiz olan çocukların daha sağlıklı bir nesil oluşturacağı gözden kaçırılmamalıdır. Kad ı n statüsünü yükseltmenin bir ba ş ka yarar ı , ülkemizdeki h ı zl ı nüfus art ışı n ı n önüne geçebilecek bir durum olmas ı d ı r. Çünkü yap ı lan demografik ara ş t ı rmalar (SAY, 1998:7) kad ı n statüsünün yükselmesi ile çocuk say ı s ı n ı n azald ığı n ı göstermektedir. E ğ itim düzeyi yüksek kad ı nlar ı n sahip oldu ğ u çocuk say ı s ı n ı n az, e ğ itim düzeyi dü ş ük kad ı nlar ı n çok çocuk sahibi olmas ı bunun en belirgin kan ı t ı d ı r. Aksi takdirde 30-40 y ı ld ı r sürdürülen Aile Planlamas ı çal ış malar ı n ı n tek ba şı na yeterli olmad ığı ortadad ı r.

Nüfus artış hızının denetim altına alınması, mevcut iş olanakları yetersizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerini götürme yaşanan yetersizlikleri belli ölçüde ortadan kaldıracaktır. Bunun yanında statüsü yükselen kadınların yetiştireceği çocukların daha eğitimli ve bilinçli olacağı dikkate alınarak geleceğimiz olan çocukların daha sağlıklı bir nesil oluşturacağı gözden kaçırılmamalıdır.

Kad ı n statüsünü yükseltmenin bir ba ş ka yarar ı , ülkemizdeki h ı zl ı nüfus art ışı n ı n önüne geçebilecek bir durum olmas ı d ı r. Çünkü yap ı lan demografik ara ş t ı rmalar (SAY, 1998:7) kad ı n statüsünün yükselmesi ile çocuk say ı s ı n ı n azald ığı n ı göstermektedir. E ğ itim düzeyi yüksek kad ı nlar ı n sahip oldu ğ u çocuk say ı s ı n ı n az, e ğ itim düzeyi dü ş ük kad ı nlar ı n çok çocuk sahibi olmas ı bunun en belirgin kan ı t ı d ı r. Aksi takdirde 30-40 y ı ld ı r sürdürülen Aile Planlamas ı çal ış malar ı n ı n tek ba şı na yeterli olmad ığı ortadad ı r.

Günümüzde kentlerde yaşayan işsiz kadınlar, istihdam açısından içinde bulundukları olumsuz koşullara ve sahip oldukları geleneksel değerlere rağmen potansiyel işgücü niteliği taşımaktadırlar. Bu potansiyelin değerlendirilmesinin birkaç yararı vardır. Birincisi, bu işgücünün ekonomiye entegrasyonu, ekonomik yaşama yeni bir dinamizm getirecek ve ulusal gelirin artışına da katkı sağlayacaktır. İkincisi, ekonomik geliri olan insanların daha rahat ve mutlu bir elde edeceğini düşündüğümüzde bu durumun toplumsal huzur ve barış açısından önemini rahatlıkla kavrayabiliriz. Son olarak ş unu vurgulamak gerekir. Halen yasalarda bulunan kad ı nlar ı n çal ış mas ı n ı güçle ş tiren unsurlar ı n yasalardan ç ı kar ı lmas ı , i ş alanlar ı n ı n geni ş letilmesi, evli ve çocuklu kad ı nlar ı n çal ış mas ı n ı kolayla ş t ı r ı c ı düzenlemelerin yap ı lmas ı gerekir. Çünkü azgeli ş mi ş veya geli ş mekte olan hiçbir ülkenin böyle bir i ş gücü potansiyelini görmezden gelmesi, yok saymas ı veya bundan yararlanmay ı dü ş ünmemesi gibi bir lüksü yoktur.

Günümüzde kentlerde yaşayan işsiz kadınlar, istihdam açısından içinde bulundukları olumsuz koşullara ve sahip oldukları geleneksel değerlere rağmen potansiyel işgücü niteliği taşımaktadırlar. Bu potansiyelin değerlendirilmesinin birkaç yararı vardır. Birincisi, bu işgücünün ekonomiye entegrasyonu, ekonomik yaşama yeni bir dinamizm getirecek ve ulusal gelirin artışına da katkı sağlayacaktır. İkincisi, ekonomik geliri olan insanların daha rahat ve mutlu bir elde edeceğini düşündüğümüzde bu durumun toplumsal huzur ve barış açısından önemini rahatlıkla kavrayabiliriz.

Son olarak ş unu vurgulamak gerekir. Halen yasalarda bulunan kad ı nlar ı n çal ış mas ı n ı güçle ş tiren unsurlar ı n yasalardan ç ı kar ı lmas ı , i ş alanlar ı n ı n geni ş letilmesi, evli ve çocuklu kad ı nlar ı n çal ış mas ı n ı kolayla ş t ı r ı c ı düzenlemelerin yap ı lmas ı gerekir.

Çünkü azgeli ş mi ş veya geli ş mekte olan hiçbir ülkenin böyle bir i ş gücü potansiyelini görmezden gelmesi, yok saymas ı veya bundan yararlanmay ı dü ş ünmemesi gibi bir lüksü yoktur.

Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşları

Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar) ile 1980'lerde tanıştı. Türkiye 'de STK'lar çıkışlarında, yurttaşlık bilincinin oluşturulması için sol tarafından desteklendi. Devlet karşısında güçsüz kalan toplumsal oluşumların arkasındaki halk desteğini artırmayı, bilinçli yurttaş katılımlarını güçlendirmeyi amaçlıyorlar. Bu bilinci oluşturduklarında toplumsal meşruiyet kazanabilirler. Onun için, kamuoyunun katılımına ve desteğe ihtiyaçları var. Türkiye 'de Sivil Toplum Kuruluşlarının sayısal profiline baktığımızda; tahmini olarak 2700 Vakıf, 50.000 Dernek ve 1200 Sendika, Meslek Odası ve diğer kuruluşlar bulunmaktadır. Bunların da yaklaşık dörtte üçü Ankara, İstanbul ve İzmir'de yani Türkiye 'nin Yönetim merkezlerindedir.

Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar) ile 1980'lerde tanıştı. Türkiye 'de STK'lar çıkışlarında, yurttaşlık bilincinin oluşturulması için sol tarafından desteklendi. Devlet karşısında güçsüz kalan toplumsal oluşumların arkasındaki halk desteğini artırmayı, bilinçli yurttaş katılımlarını güçlendirmeyi amaçlıyorlar. Bu bilinci oluşturduklarında toplumsal meşruiyet kazanabilirler. Onun için, kamuoyunun katılımına ve desteğe ihtiyaçları var.

Türkiye 'de Sivil Toplum Kuruluşlarının sayısal profiline baktığımızda; tahmini olarak 2700 Vakıf, 50.000 Dernek ve 1200 Sendika, Meslek Odası ve diğer kuruluşlar bulunmaktadır. Bunların da yaklaşık dörtte üçü Ankara, İstanbul ve İzmir'de yani Türkiye 'nin Yönetim merkezlerindedir.

Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşlarına Başarılı Örnekler

 

TEMA Vakfının Amaçları Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek

Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek

Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek

Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek

Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek

Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye'nin geleceğini güvenceye almak Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye'den başlatmak Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile mücadele edilmesi

Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek

Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin

vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye'nin geleceğini güvenceye almak

Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye'den başlatmak

Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların,

meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette

bulunmak

Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını

sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile

erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile

mücadele edilmesi

TEMA Vakfının Hedefleri TEMA'nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle erozyon sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır. TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür. TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır.

TEMA'nın hedefi öncelikle ulusumuza, onun temsilcilerine, siyasal partilere ve hükümetlere, resmi ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına, toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmaktır. TEMA bu hedef doğrultusunda, siyasi güçleri, doğal varlıkların yok edilmesi ve erozyon sorununa çare bulmadan iktidar olamayacaklarına inandırma çabasındadır. Bu nedenle erozyon sorununa karşı duyarlı, bilinçli ve etkin bir kamuoyu oluşturmaya çalıştırmaktadır. TEMA Vakfı, ülkemizin en değerli hazinelerinden birinin toprak olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, orman, çayır, mera ve tarım alanlarının, su ve bitki gen kaynaklarının, doğanın korunması ve erozyonun önlenmesi konusunda, belli bir devlet politikasının gerekli ve zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu hedeflere ulaşmak ancak teknik yönden yeterli bir kadro, teşkilat ve mali imkanlarla mümkündür.

TEMA Vakfı, toprak erozyonu nedeniyle hızla yok olan tarım alanlarının ve meraların verimliliğinin arttırıldığı koşulda, kırdan kente göçün önlenebileceğine inanmaktadır.

TEMA Vakfının Vizyon-Misyonu Vizyon Sürdürülebilir yaşam ilkesiyle doğal varlıkların korunmasında; ülkenin ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olan topraktan gelen toplumsal barışı sağlayan, bilinçli, halkla bütünleşen, öncü bir STK olmaktır. Kaybolan geleceği kurtarmak, açlık ve yoksulluğu gidererek topraktan gelen toplumsal barışı sağlamak için; Misyon Erozyon, çoraklaşma, çölleşme, kirlilik, hatalı tarım teknikleri ve amaç dışı arazi kullanımını önlemek; Doğal varlıkların tahribine yönelik, ulusal ve uluslararası her türlü idari, siyasi ve ekonomik baskılara karşı mücadele etmek ve sorunlara çözüm üretmek, Biyolojik çeşitlilik, toprak, su ve diğer doğal kaynakların korunması, verimli kılınması ve sürdürülebilir yönetimini gerçekleştirmek; Doğal varlıkların korunmasına yönelik politikaların, hükümetlerce üretilmesini, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, uygulanmasını ve uluslararası anlaşmalara uyulmasını sağlayacak, bilinçli ve etkin kamuoyu oluşturmak

Vizyon

Sürdürülebilir yaşam ilkesiyle doğal varlıkların korunmasında; ülkenin ve dünyanın

geleceğinde söz sahibi olan topraktan gelen toplumsal barışı sağlayan, bilinçli, halkla

bütünleşen, öncü bir STK olmaktır.

Kaybolan geleceği kurtarmak, açlık ve yoksulluğu gidererek topraktan gelen toplumsal

barışı sağlamak için;

Misyon

Erozyon, çoraklaşma, çölleşme, kirlilik, hatalı tarım teknikleri ve amaç dışı arazi kullanımını

önlemek;

Doğal varlıkların tahribine yönelik, ulusal ve uluslararası her türlü idari, siyasi ve ekonomik

baskılara karşı mücadele etmek ve sorunlara çözüm üretmek,

Biyolojik çeşitlilik, toprak, su ve diğer doğal kaynakların korunması, verimli kılınması ve

sürdürülebilir yönetimini gerçekleştirmek;

Doğal varlıkların korunmasına yönelik politikaların, hükümetlerce üretilmesini, gerekli yasal

düzenlemelerin yapılmasını, uygulanmasını ve uluslararası anlaşmalara uyulmasını

sağlayacak, bilinçli ve etkin kamuoyu oluşturmak

TEMA Organizasyon TEMA Vakfı, 13 bölüm halinde örgütlenmiştir. Genel Müdürlük, Eğitim, Projeler, Teşkilatlanma, Mali İşler, İletişim, İnsan Kaynakları, İktisadi İşletme, Bilgi İşlem, Belge-Bilgi Merkezi, Kaynak Geliştirme, İdari İşler ve Satın Alma bölümlerinden oluşmaktadır. Mali Danışman ile Hukuk Danışmanı da Vakıf bünyesinde hizmet vermektedir.

TEMA Vakfı, 13 bölüm halinde örgütlenmiştir.

Genel Müdürlük,

Eğitim,

Projeler,

Teşkilatlanma,

Mali İşler, İletişim,

İnsan Kaynakları,

İktisadi İşletme,

Bilgi İşlem,

Belge-Bilgi Merkezi,

Kaynak Geliştirme,

İdari İşler ve Satın Alma bölümlerinden oluşmaktadır.

Mali Danışman ile Hukuk Danışmanı da Vakıf bünyesinde hizmet vermektedir.

TEMA Çalışmalar Ağaçlandırma Projeleri TEMA Vakfı özellikle Gelibolu, Marmaris ve İstanbul yangınlarından sonra, toplumumuzda gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir adım olarak değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların talepleri doğrultusunda fidan dikimleri gerçekleştirilmektedir. TEMA Vakfı bir bölgede, yapılacak olan ağaçlandırmalarda yöreye uygun olan ağaç türlerinin dikilmesini ve dikilecek olan fidanların da yine aynı yörede yetişen ağaçların orijinlerinden olmasından yanadır ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya büyük ölçüde dikkat edilmektedir .

Ağaçlandırma Projeleri

TEMA Vakfı özellikle Gelibolu, Marmaris ve İstanbul yangınlarından sonra, toplumumuzda

gelişen ağaç dikme arzusunu, erozyonla mücadele çalışmaları için önemli bir adım olarak

değerlendirmektedir. Kişi ve kuruluşların talepleri doğrultusunda fidan dikimleri

gerçekleştirilmektedir.

TEMA Vakfı bir bölgede, yapılacak olan ağaçlandırmalarda yöreye uygun olan ağaç

türlerinin dikilmesini ve dikilecek olan fidanların da yine aynı yörede yetişen ağaçların

orijinlerinden olmasından yanadır ve ağaçlandırma çalışmalarında bu konuya büyük ölçüde

dikkat edilmektedir .

Kırsal Kalkınma Projeleri Doğal varlıkların tahribi, çevre kirliliği gibi pek çok sorun, insanların doğal kaynakları yanlış kullanımı sonucu oluşmaktadır. Özellikle toprağın verimini yitirmesi, doğal bitki örtüsünün zarar görmesi vb. çevre sorunları, doğayı biçimlendirerek yaşayan insanların başta ekonomik durum ve sağlık açısından kayıplara uğramasına neden olmaktadır. TEMA Vakfı kırsal kalkınma projelerini; doğal yapının bozulduğu ve yaşam kalitesinin azalması sonucu sosyoekonomik düzeyin gerilediği, ya da varolan üretim potansiyeliyle kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesiyle sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebileceği yörelerde başlatmaktadır. Kırsal kalkınma projeleriyle; doğal yapı onarılırken, mevcut potansiyelin de etkin kullanılmasıyla tarımda - hayvancılıkta - ormancılıkta gelir getiren etkinlikler yaratmak, süregelen geçim kaynaklarını verimli kılmak, kaliteli üretimin arttırılmasıyla birlikte ekonomik düzeyin yükseltilmesi için gereken altyapı ve eğitim çalışmalarını gerçekleştirmek vb. çok yönlü girişimlerle kırsal alanda yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmektedir.

Kırsal Kalkınma Projeleri

Doğal varlıkların tahribi, çevre kirliliği gibi pek çok sorun, insanların doğal kaynakları yanlış kullanımı sonucu oluşmaktadır. Özellikle toprağın verimini yitirmesi, doğal bitki örtüsünün zarar görmesi vb. çevre sorunları, doğayı biçimlendirerek yaşayan insanların başta ekonomik durum ve sağlık açısından kayıplara uğramasına neden olmaktadır.

TEMA Vakfı kırsal kalkınma projelerini; doğal yapının bozulduğu ve yaşam kalitesinin azalması sonucu sosyoekonomik düzeyin gerilediği, ya da varolan üretim potansiyeliyle kaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesiyle sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilebileceği yörelerde başlatmaktadır.

Kırsal kalkınma projeleriyle; doğal yapı onarılırken, mevcut potansiyelin de etkin kullanılmasıyla tarımda - hayvancılıkta - ormancılıkta gelir getiren etkinlikler yaratmak, süregelen geçim kaynaklarını verimli kılmak, kaliteli üretimin arttırılmasıyla birlikte ekonomik düzeyin yükseltilmesi için gereken altyapı ve eğitim çalışmalarını gerçekleştirmek vb. çok yönlü girişimlerle kırsal alanda yaşam koşullarının iyileştirilmesi hedeflenmektedir.

TEMA Vakfı'nın Hukuksal Çalışmaları TEMA Vakfı'nın hukuksal çalışmaları, "Mevzuat Çalışmaları" ve "Davalar" olarak iki ana başlıkta değerlendirilebilir. Eylül 1992 yılında kurulan TEMA Vakfı'nın hukuksal alandaki ilk ve en büyük başarısı 38 yılda çıkartılamayan dört kez kadük olan "Mera Yasası" nın TBMM'de 1998 yılının Şubat ayında "oybirliği" ile kabul edilmesi olmuştur. Nisan 1998 yılında da Ankara'da geniş katılımlı bir toplantıda, mera, toprak ve su ve orman için mevzuat komisyonları oluşturulmuş ve bu komisyonlara ilgili bürokratlar, öğretim üyeleri ve hukukçular katılmışlardır. Bunlardan mera komisyonu "Mera Yönetmeliği"ni hazırlamış ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Toprak-su Komisyonu "Toprak Yasaları"nı hazırlamıştır. Bu taslakların yasalaşması için gayretler devam etmekte olup, orman komisyonu da çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca su ile ilgili olarak da, "Çerçeve Su Yasası" ve "Havza Yönetimi" konularında çalışmalar sürdürülmektedir

TEMA Vakfı'nın Hukuksal Çalışmaları

TEMA Vakfı'nın hukuksal çalışmaları, "Mevzuat Çalışmaları" ve "Davalar" olarak iki ana başlıkta değerlendirilebilir. Eylül 1992 yılında kurulan TEMA Vakfı'nın hukuksal alandaki ilk ve en büyük başarısı 38 yılda çıkartılamayan dört kez kadük olan "Mera Yasası" nın TBMM'de 1998 yılının Şubat ayında "oybirliği" ile kabul edilmesi olmuştur. Nisan 1998 yılında da Ankara'da geniş katılımlı bir toplantıda, mera, toprak ve su ve orman için mevzuat komisyonları oluşturulmuş ve bu komisyonlara ilgili bürokratlar, öğretim üyeleri ve hukukçular katılmışlardır. Bunlardan mera komisyonu "Mera Yönetmeliği"ni hazırlamış ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Toprak-su Komisyonu "Toprak Yasaları"nı hazırlamıştır. Bu taslakların yasalaşması için gayretler devam etmekte olup, orman komisyonu da çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca su ile ilgili olarak da, "Çerçeve Su Yasası" ve "Havza Yönetimi" konularında çalışmalar sürdürülmektedir

Eğitim Çalışmaları Eğitim Bölümü 1996 yılında kurulmuştur. Eğitim Kadrosu Eğitim Bölümü Başkanı Program Geliştirme ve Yayın Uzmanı Materyal Geliştirme Uzmanı Eğitim Etkinlikleri Uzmanı Belge Bilgi Merkezi (BBM) Sorumlusu Grafiker olmak üzere 6 kişilik profesyonel bir kadro ile çalışmaktadır.

Eğitim Çalışmaları

Eğitim Bölümü

1996 yılında kurulmuştur.

Eğitim Kadrosu

Eğitim Bölümü Başkanı

Program Geliştirme ve Yayın Uzmanı

Materyal Geliştirme Uzmanı

Eğitim Etkinlikleri Uzmanı

Belge Bilgi Merkezi (BBM) Sorumlusu

Grafiker olmak üzere 6 kişilik profesyonel bir kadro ile çalışmaktadır.

Öğretim Kadrosu 14 Profesör 6 Doçent 6 Yardımcı Doçent, 2 Doktor 2 Araştırma görevlisi olmak üzere 30 kişilik gönüllü eğitim kadrosu ile çalışmaktadır.Çeşitli seminer, konferans, panel, vb. gibi etkinlikler için yapılan planlamaya göre bir araya gelen üniversitelerdeki öğretim üyeleri ile, emekli olmuş öğretim üyelerinden oluşmaktadır. Ayrıca 100’ün üzerinde danışmandan yararlanılmaktadır.

Öğretim Kadrosu

14 Profesör

6 Doçent

6 Yardımcı Doçent,

2 Doktor

2 Araştırma görevlisi olmak üzere 30 kişilik gönüllü eğitim kadrosu ile çalışmaktadır.Çeşitli seminer, konferans,

Add a comment

Related presentations

Related pages

KADIN VE DEMOKRASİ BULUŞMASI YURTDIŞINDAKİ KADIN STK'LAR

kadin ve demokrasİ buluŞmasi kadin stk'lar - duration: 4:25. by kadin ve demokrasİ derne ...
Read more

KADIN VE DEMOKRASİ BULUŞMASI KADIN STK'LAR - YouTube

KADIN VE DEMOKRASİ BULUŞMASI KADIN STK'LAR ... Demokrasi ve Kadin - Sezen Aksu - Son Bakış ♥ Erdal Eren Anisina ♥ - Duration: 3:29.
Read more

Örnek tez kadın hakları ve stk lar Ve ab | Merve Altan ...

t.c. sakarya ÜnĠversĠtesĠ sosyal bĠlĠmler enstĠtÜsÜ kadin haklari kavrami ve ab sÜrecĠndekĠ tÜrkĠye’de kadin haklari Ġle ĠlgĠlĠ ...
Read more

Dünyada ve Türkiye’de Kadının Konumu ve STK’lar

STK Web Siteleri; Diğer Linkler; Sosyal ... Dünyada ve Türkiye’de Kadının Konumu ve STK’lar ... ve Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği ...
Read more

Örnek tez kadın hakları ve stk lar Ve ab | Merve Altan ...

Örnek tez kadın hakları ve stk lar Ve ab. Added by. Merve Altan. Views. Merve Altan hasn't uploaded this paper. Let Merve know you want this paper to be ...
Read more

Kadın STK ‘lar ile İşbirliği – YASAMA DERNEĞİ

Yasama Derneğinin amacı daha katılımcı, demokratik ve etkin bir yasama sürecine, yasama bilimi ve tekniğinin geliştirilmesine katkı sağlamak ...
Read more

STK'larda kadın kokusu var... / Sivil Toplum ...

AÇEV Anne Çocuk Eğitim Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi dernek ve STK lar bugün en aktif kadın dernekleridir.
Read more

STK’lar kadın haklarıyla ilgili bilgilendirildi | Tüm ...

Avrupa Birliği tarafından finanse edilen, Siyasi Kriterler Hibe Programı kapsamında Avrupa Birliği'ne Uyum, Gelişim, Kültür ve Çağdaş Yaşam ...
Read more

T.C. Kalkınma Bakanlığı GAP İdaresi Başkanlığı

TÜRKİYENİN AZ GELİŞMİŞ BÖLGELERİNDEKİ (Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz) KADINLARIN ve KADIN STK’LARININ ...
Read more